YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.cosmopolitanturkiye.com

ATV'de yayınlanan Ölene Kadar dizisi ile ekranlara geri dönen Sarp Levendoğlu ile bir araya gelip son dönemdeki projelerinden sörf tutkusuna kadar pek çok konuda sohbet ettik.

RÖPORTAJ DAMLA DURAK
FOTOĞRAFLAR KENAN KARA
STYLING SİMGE YÜCEPUR

denilince pek çoğunuz gibi bizim de aklımıza hemen dönemin fenomen dizisi Lise Defteri geliyor. Türk televizyon tarihinin en önemli ve unutulmaz gençlik yapımlarından biri olan Lise Defteri'yle tanıyıp sevdiğimiz Sarp Levendoğlu, sonrasında gerçekleştirdiği başarılı projelerle sektördeki yerini hayli sağlamlaştırdı. Onu zaman zaman beyazperdede, zaman zaman da yönetmen koltuğunda gördük. Şimdi ATV'nin iddialı yapımlarından birinde "kötü adam" olarak karşımızda. Yeni projesini kendisinden dinledik.

Ölene Kadar ile yeniden ekranlardasınız. Nasıl bir iş oldu, nasıl gidiyor?
Klasik bir konusu var bence; bunu kötü anlamda söylemiyorum bu arada. Televizyonun belli kriterleri var. Ona uygun ve entrika üzerinden merak uyandıracak bir hikaye… Yeni bulunmuş, yeni keşif değil de başka türlü işleyen bir durum. Daha önce de benzeri işler olmuştu. Önemli olan bu işleri ne şekilde yorumlayıp ortaya çıkarabildiğiniz.

İyi de gidiyor anladığım kadarıyla, güzel yorumlar duyuyoruz…
Yani evet. Kriter olarak reytingi mi, dışarıdan duyduklarınızı mı baz alıyorsunuz bilmiyorum ama ben elimden geleni yapıyorum. Arkadaşlarımın da öyle yaptığını düşünüyorum. Onun dışında ne olacağı konusunda bir şey söyleyemem.

Bu sefer sizi kötü adam rolünde görüyoruz. Nasıl tepkiler alıyorsunuz?Sizi zorladı mı bu karakter?
Valla setten dışarı çıkmadığım için pek tepki alamıyorum. Hiç zorlamadı aslında. Daha eğlenceli, daha kolay kötü adam rolü oynamak. Sadece neden bunları yaptığına bir sebep bulduğunuz zaman o karakteri canlandırabiliyorsunuz. Genelde senaryoda iyi olarak konumlanmış karakterlerin yolculukları aşağı yukarı belli oluyor. Kötülerin ne zaman, ne yapacağı kestirilemediği için daha merak uyandırıyor. Aslında bu oyuncuyla alakalı değil de daha çok karakter ve yazarın yazdığı metinle alakalı.

Kostümler de çok başarılı; özel dikiliyor, değil mi?
Evet, styling ekibi var kostümler dikilip geliyor. İlk defa kostümlerin böyle yapıldığını görüyorum. Baştan konuştuk, biraz farklı şeyler olsun istedik. Kötü karakter olunca hemen siyah olmasın, kostümler karakterden beklenmeyecek kadar şık olsun dedik.

Türkiye'de diziler çok uzun olduğu için genellikle oyuncular çalışma saatlerinin fazlalılığından şikayetçi. Ne düşünüyorsunuz?
Şikayet etmiyorum, tercih meselesi. Bir de işin tabiatı böyle. Kimseyi suçlamak için söylemiyorum. Şimdi sette bir sürü kişi çalışırken "ben niye dört gün çalışıyorum, üç gün çalışmıyorum" diyebilecek yapıda birisi de değilim.

Şimdi online dizi furyası başladı, BluTv'de Masum yayınlandı. Televizyon dizilerine göre çok daha kısa ve akıcı. Sizin bu online dizilerle alakalı öngörünüz var mı?
Şu an ne yapılıyor, ne izleniyor gerçekten hiçbirinden haberim yok. Ben ertesi gün reytinge bile bakmıyorum. Sete gittiğimde, o an bana verilen sahneyi en iyi şekilde oynayıp sonra setten çıkmayı tercih ediyorum. Gerisi çünkü benim sorunum değil. Zaten buna karışan, "ay şöyle olması lazım, böyle olması lazım" diyen oyuncuların da ekibin işlerini güçleştirdiklerini düşünüyorum.

Herkes işini yapsın diyorsunuz…
Evet, çünkü zaten 140-150 dakika çekmek çok kaotik ve zor bir durum. Kimse kimsenin işine karışmasın ki herkes kendi işini rahatça yapsın. Benim de birisi işime karışırsa belki ben de rahatsız olduğumu belirten bir tepki verebilirim o yüzden herkes işini yapsın diyorum! Birbirinin işine saygı duysun, evine gitsin.

Kadro da çok sağlam; sezonun iddialı işlerinden biri olmasının sebebi bu olabilir mi?
Olabilir tabii. Gerçekten iyi oyuncularla çalışıyoruz. Bu bir şans… Ben açıkçası çalıştığım oyuncuların popülerlik anlamında medyadaki karşılığını da pek bilmiyorum, ilgilenmediğim konular.

Önceki işlerinizde yönetmenlik deneyimleriniz de var; yeniden düşünüyor muşunuz?
Evet, yazın eğer bir aksilik olmazsa böyle bir projem var. Dağ filminin yapımcısı Doruk Acar ile birlikte bir film yapacağız. Hem çekeceğim hem oynayacağım ama detaylar sürpriz olsun!

Sizi Deli Ormanlı filminde de izlemiştik, sağlam boks sahneleri var. Bayağı yoğun hazırlanmıştınız ona, değil mi?
13 ay haftada 11 antrenman yaptım. Hafta içi sabah iki saat atletizm, iki saat boks sonra cumartesi günleri 25 kilometre falan koşuyordum. Haftanın son gününde de işte mecburen sauna-buhar yapıyordum çünkü her yerim inanılmaz tutuluyordu. Bir de Fenerbahçe spor kulübünde hazırlandım. Çünkü gerçekten boksör olan bir karakteri oynayacaktım! Temiz kokan, biraz sosyetik salonlarda o hazırlık olmazdı. Oralarda insanlar boksu spor için yapıyor. Benim gittiğim yerdeki boksörlerin hepsi abim, kardeşim gibi oldular. Oradaki çocuklar hayattan yırtmak için boks yapıyorlar.

Hayatlarını da böyle kazanıyorlar…
Onlar için orası umut! Çocukların çoğu orada yatıyor mesela. Bunu yaşamadan kalkıp bu rolü oynayamazdım. Yani oynayan oynayabilir ama ben geriye dönüp baktığım zaman film başarılı olmuş olmamış çok önemli değil; en azından elimden geleni yaptığımı görmek istiyorum.

Peki, yakında yeni bir sinema filmi var mı?
Nisan'da bir filmimiz geliyor: Bodrum Nereden Nereye. Aralık ayında çektiğimiz bir komedi. Yönetmenliğini yapacağım projeye de, dizi tatil olunca başlayacağız.

Biz biraz dram seven bir milletiz ama komediler de tutuyor, değil mi?
En büyük gişeleri bugüne kadar komediler yaptı. Recep İvedik, Çalgı Çengi, Düğün Dernek... Bizimki de biraz absürt komedi. Beni çok şımarık, aşırı itici bir başrol oyuncusu rolünde göreceksiniz.

Sporla aranız nasıl? Sörf yaptığınızı biliyorum…
İşte mümkün olduğunca sörf yapıyorum. İstanbul'dayken boks, atletizm ama her boşlukta sörfe gidiyorum. Mümkün olsa, hep sörfte kalırım.

Son dönemde çok popüler olan kiteboard'u denediniz mi?
Kite'ı henüz denemedim ama mutlaka deneyeceğim! Akyaka'ya bir iki gün gideceğim. Orada daha çok kite yapıyorlar. Aslında ben Datça'yı seviyorum. Denizi, rüzgarı daha sert, hem de kalabalık değil.

Sizi 15 senedir tanıyoruz hep çok fitsiniz, beslenmenize dikkat ediyor musunuz?
Hayır, hiç etmiyorum; fazladan spor yapıyorum. Tek başımayken yemek yapmıyorum ama arkadaşlarıma pişiriyorum. Aklınıza gelecek her yemeği yapabilirim.

İstanbul'da en çok nerelerde vakit geçiriyorsunuz?
Genelde Kadıköy'de geçiriyorum. Bir yerlerde oturup arkadaşlarımla vakit geçirmeyi, oralarda dolaşmayı seviyorum. Fırsat buldukça rock konserlerine gidiyorum. Çünkü ben magazin basınından aşırı rahatsız olan ve bunu hiç sevmeyen biriyim. Yani onların gittiği yerlere gitmekten hoşlanmıyorum. Magazinin gittiği yerlere gidenlerin de kendilerini göstermek isteyen kişiler olduklarına inanıyorum. Eğer oralara gidiyorsan belli ki seni çekecekler ve demek ki bundan hoşlanıyorsun.

"Eyvah, yakalandım" gibi bir durum yok yani.
Tabii ki yok, hepsi bilerek yapıyor!

Sosyal medyayla aranız nasıl?
Benim için Instagram fotoğraf arşivi, telefonum çalınırsa fotoğraflar yedekte dursun diye. O kadar…

Dışarıdan bakınca mesafeli duruyorsunuz, hep böyle misiniz?
Yok aslında, ben bu fotoğraf ve moda çekimlerinden pek hoşlanmıyorum. Biraz zorunluluk olarak yapıyorum. O yüzden sıkılıyorum.

DOĞUM YERİ VE
TARİHİ:

Ankara,
24 Aralık 1980.
GÖZ RENGİ: Koyu
kahverengi.
BOYU: 1.98 metre.


BİZE ULAŞIN