Sürdürülebilir beslen geleceğine sahip çık

Bireysel olarak sağlıklı yaşamlar sürdüğünüzü düşünebilirsiniz. Fakat artık sağlık kavramının bireysel değil, küresel olarak ele alınması gerektiği süreçler içerisindeyiz gibi, ne dersiniz?

Giriş Tarihi: 10.01.2020 07:59 Güncelleme Tarihi: 10.01.2020 07:59
Bireysel olarak sağlıklı yaşamlar sürdüğünüzü düşünebilirsiniz. Fakat artık sağlık kavramının bireysel değil, küresel olarak ele alınması gerektiği süreçler içerisindeyiz gibi, ne dersiniz? Uzmanlar, her yerde çevreye olumsuz etkilerini engellemek için beslenme programlarımızda değişiklikler yapıp besin atıklarını azaltmaya yönelik planlamalar yapılmasını önerirken, bizler de buna kayıtsız kalmayacağız öyle değil mi?

İrem Orhan

Gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir dünya bırakmak için "sürdürülebilir" kavramının pek çok alanda hızlıca hayata geçirilmesi gerektiği konusunda sanıyorum hemfikiriz. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) de bu yıl sürdürülebilirlik temasını "Daha iyi beslen. Daha az ye. Herkes için gıda" şeklinde vurgularken, bu slogan gıdaya, israfa ve gezegen kaynaklarına olan bakış açısının değişmesi gerektiğini de net bir şekilde ortaya koyuyor. Daha da önemlisi, iyi ve dikkatli beslenme ile sadece sağlığın değil, dünyanın da korunacağı kesin. Tam da bu noktadan yola çıktık, sürdürülebilir beslenme ilkelerini mercek altına aldık.

Geleceğin için beslen
Konu hakkında bilgisine başvurduğumuz Fark Etmeden Diyet Beslenme ve Eğitim Danışmanlığı'ndan Uzman Diyetisyen Selin Sezgin, "Gıda ve Tarım Örgütü (FAO), sürdürülebilir beslenmeyi 'Şimdiki ve gelecekteki nesillerin sağlıklarına katkıda bulunan besin ve çevresel olumsuz etkileri düşük olan beslenme' olarak tanımlıyor. Bu kavram, çok yeni olmamasına rağmen dünya nüfusundaki artış ve iklim değişikliğiyle ilintili olarak son yıllarda fazlaca dikkat çekiyor" diyor.

Uygulanabilir ipuçları
Konu hakkında görüşüne başvurduğumuz Dr. Sinan Akkurt Kliniği'nden Diyetisyen Hanife Kara, "Sürdürülebilir diyet kavramını hayatımıza kattığımızda, sadece kendi sağlığımıza değil, çevresel sağlığa, üreticiye ve doğaya da katkıda bulunmuş oluyoruz" diyor ve sürdürülebilir beslenme için hayatımızda uygulayabileceğimiz bazı önemli ipuçları veriyor: Daha fazla bitkisel kaynaklı gıda tüketin ve her tabağınızı olabildiğince bol miktarda yeşillikle süsleyin. Bu, hem sağlığınız açısından hem ekolojik açıdan daha avantajlı olur. Kendinizi hazır, işlenmiş gıdalardan olabildiğince uzak tutun. Ne kadar doğal ve organik ürünleri tercih edersek o kadar hem kendi beslenmemize hem de sürdürülebilir tarım üreticisine katkı sağlamış oluruz. Çünkü vücudumuzun gerçek besinlere ihtiyacı var, boş bir enerji kaynağına değil. Bir diğer önemli konu da besin israfı yapmamak. Ne yazık ki günümüzde en büyük israfların başında besin israfı geliyor. Besinleri yiyeceğiniz ölçüde alın ve yediğiniz yiyeceklerin diğer bölümlerini de değerlendirin. Saplarını çay, suyu ve yapraklarını yemeklerde tat verici olarak kullanmaya çalışın.

Bitkisel Gıdalar Elzem
Varılan son bulgulara göre, Dünya'da iki milyardan fazla insan kötü beslenirken, yaklaşık 800 milyon kişi yetersiz besleniyor, bir milyardan fazla kişi ise fazla kilolu ve obez. Yapılan açıklamalarda ise hayvansal gıdalar yerine bitkisel gıdaların tüketildiği, doymuş yağlar yerine doymamış yağların tercih edildiği, sınırlı miktarda saflaştırılmış tahılların ve eklenti şekerin yer aldığı bir beslenme şeklinin hem sağlığı hem de çevreyi koruduğu vurgulanıyor. Bu yüzden de meyve ve sebzeler, kabuklu yemişler, yağlı tohumlar ve tam tahıllar dâhil olmak üzere bitkisel gıdaların daha fazla tüketilmesi, hayvansal gıdaların büyük ölçüde sınırlandırılması gerekiyor. "Bu bağlamda 'Akdeniz Diyeti' en uygun sürdürülebilir beslenme modeli olarak tanımlanıyor ve sağlığın iyileştirilip hastalıkların önlenmesi için öneriliyor" diyen Uzman Diyetisyen Selin Sezgin, bunun sebeplerini ise şöyle açıklıyor; "Akdeniz tarzı beslenme içeriğinde yoğunluk, bitkisel kaynaklı besinlerden yana. Yani bu tip beslenme aslında daha az su ve enerji ayak izine sahip. Bu da tabii daha az sera gazı emisyonuna neden oluyor. Mesela bol kuru baklagil önerisi, azotun emilmesini sağlıyor. Azotun emilmesi ise daha az gübre kullanımını teşvik ediyor" diyor.

Sürdürülebilir beslenme, insanı ve doğal kaynakları en uygun şekilde kullanmayı hedeflerken, aşağıdaki özellikleri de öne çıkıyor:
Ekosistemi ve biyoçeşitliliği koruyan, doğaya saygılı,
Kültürel beslenme alışkanlıklarını koruyan,
Ekonomik olarak uygun ve erişilebilen,
Besleyici değeri yeterli,
Güvenli ve sağlıklı,
Doğal kaynakların sürdürülebilirliğine katkı sağlayabilen.

SÜRDÜRÜLEBİLİR BESLENME İLKELERİ
Besin Çeşitliliği: Tüm besin gruplarını fizyolojik gereksinime göre yeterli ve dengeli içeren diyetler; sağlığı geliştirir, besin güvenliğini artırır, vücuttaki toksik madde yükünü azaltır ve kronik hastalıklara karşı korur. Bu yüzden günlük beslenme planı içerisinde tahıllar, kuru baklagiller, süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, yağlı tohumlar, sebze ve meyveler yeterli miktarlarda mutlaka bulunmalı.

Bitkisel Besinlerden Zenginlik: Et ağırlıklı beslenmeye kıyasla bitkisel yiyeceklerden zengin bir beslenme, tarımsal giderlerde ekonomik kullanım sağlar. Ayrıca bazı kanser çeşitleri, obezite ve tip-2 diyabet riskini azaltır. Bu sebeple her gün üç, beş porsiyon sebze ve meyve tüketimine dikkat edilmeli.

Sınırlı Kırmızı Et Tüketimi: Yüksek miktarda kırmızı et tüketimi, bazı hastalıklara yakalanma riskini artırır. Ayrıca sığır ve kuzu gibi geviş getiren hayvan yetiştiriciliği, sera gazı emisyonunu da artırır. Haftada bir, iki porsiyondan fazla kırmızı et tüketilmemeli.

Sınırlı İşlenmiş Et Tüketimi: İşlenmiş etlerin, günde 90-110 gram kadar tüketimiyle bazı kanser türleri, kardiyovasküler hastalıklar ve tip-2 diyabet riski artar. Beslenmede işlenmiş etlere oldukça az yer verilmeli.

Yeterli Miktarda Süt ve Süt Ürünleri Tüketimi: Fizyolojik gereksinime uygun miktarda süt ve süt ürünleri tüketiminin, sağlık açısından pek çok yararı bulunuyor. Fakat, süt ürünleri sera gazı emisyonuna etkisi önemli olan besin kaynaklarından. O sebeple de her gün iki, üç porsiyon tüketim ile hem günlük gereksinimler karşılanabiliyor, hem de doğa korunuyor.

Balık ve Deniz Ürünleri: Balık ve deniz ürünleri; kaliteli protein, omega-3, B12, A, D vitaminleri, iyot, selenyum ve fosfor minerallerinden zenginler. Artan talep nedeniyle ise aşırı avlanmak, birçok balık türünü tehdit altında bırakabiliyor. Bu yüzden, balık ve diğer deniz ürünleri haftada bir, iki porsiyon tüketilmeli.

Sınırlı İşlenmiş Besin ve Eklenmiş Şeker Tüketimi: Eklenmiş şeker ve fruktoz obezite, diş çürükleri, karaciğer yağlanması, insülin direnci ve iştahı olumsuz etkilendiğinden tüketimine son derece dikkat edilmesi gerekiyor.

Su Kaynaklarının Kullanımı: Su güvenliği, başlıca sorunlardan biri olup pişirme ve besin üretimi için kullanılan suyun azaltılması, musluk suyunun güvenli olduğu yerde şişe su yerine kullanımı öneriliyor. Bu, aynı zamanda plastik şişe kullanımını azaltarak doğayı da koruyor.

Besin Atıklarının Azaltılması: Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü, dünyada insanların tüketimi için üretilen besinin yaklaşık üçte birinin kaybolduğunu veya israf edildiğini belirtiyor. Bu da yaklaşık olarak 1,3 milyar ton besine eşdeğer. Besin atıklarının azaltılması, israfın önüne geçerek açlık ile mücadele etmeyi, sera gazı salınımında önemli derecede azalmayı ve besin güvenliğinin korunmasını sağlayabiliyor.

Güvenli ve Sağlıklı Besine Erişim: Herkese eşit olarak uygun fiyatlı, besleyici ve güvenli besin zinciri uygun şehir planlamasının teşviki ki de sürdürülebilir beslenmede öne çıkan detaylar arasında.

BİZE ULAŞIN