Şefkatli Liderlik

Sağduyulu, çalışma arkadaşlarını dinleyip onlara dokunabilen, “ben” değil “biz” diyebilen liderler yükselişte; bu liderlik vasfını yücelten, işgücüne katılımlarıyla birlikte sürdürülebilir kalkınmanın önemli bir parçasını oluşturansa elbette öncelikle kadınlar. Avukat Nahide Begüm Giray yazıyor.

Giriş Tarihi: 10.01.2020 09:22 Güncelleme Tarihi: 10.01.2020 09:22
"Sürdürülebilirlik" sıkça rastladığımız; "Çeşitlilik ve üretkenliğin sağlanarak, daimi olanın korunması" amacına hizmet eden bir kavram. Hayatın birçok alanında olduğu gibi, ekonomik büyümede süreklilik sağlanması da kadınlarla erkeklerin toplumsal yaşamın tüm alanlarına tam ve eşit olarak katılımları ile mümkün. Kadınların toplumsal statülerinin yükseltilmesi ve kalkınmaya katılımlarının artırılabilmesi için ise eğitim, sağlık, istihdam, sosyal güvenlik alanları ile ilgili göstergelerinin iyileştirilmesi, yasal açıdan ve pratikte kadın-erkek eşitliğinin sağlanması önem taşıyor. Ülkemizde kadınların çalışma hayatındaki durumu incelendiğinde Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre (15+ yaş), 2002 yılında ülkemizde istihdam edilen 6 milyon 122 bin kadın bulunurken, 2018 yılı itibarıyla bu rakam 9 milyon 18 bine çıkıyor. Kadın istihdam oranı söz konusu dönem için yüzde 25,3'ten yüzde 29,4'e yükselmiş durumda. Kadın istihdamının artırılması amacıyla yürütülen çalışmalar neticesinde, 2002 yılı ile kıyaslandığında yüzde 72,5'lik kayıt dışı çalışan kadın oranının 2018 yılı itibarıyla yüzde 42,1'e gerilemiş olduğunu görüyoruz. Eğitim durumlarına göre kadın iş gücü rakamları incelendiğinde ise eğitim düzeyine paralel olarak iş gücüne katılım oranları da artmış.

NE YAPILMALI?
İstatistikler kadın istihdamına dair umut vaat etse de; bazı olguların altını çizmekte yarar var. Eğitim düzeyi yükselen kadının iş gücüne katılım olanakları da arttığından, eğitimin ülke çapında yaygınlaştırılması gerekiyor. Kadınların çalışma yaşamına girmesi veya işe devamları konusunda yasalarda cinsiyete dayalı ayrımcılık söz konusu değilse de; bazı iş ve mesleklerin kadınlara uygun işler olarak toplumsal kabul görmemesi, görev dağılımında adil davranılmaması, ekonomik kriz dönemlerinde önce kadınların işten çıkarılması, özellikle kayıt dışı sektörde ücretlerin düşük tutulması gibi bazı ayrımcılık örnekleriyle de karşılaşabiliyoruz. Bunların neticesinde ise kadınların düşük statülü ve ücretli işlerde çalışmaya razı olması, sosyal güvenceden yoksun kalmaları söz konusu olabiliyor. Kadının ev ve iş yaşamını uzlaştırma konusunda yaşadıkları sorunlar da; iş hayatındaki potansiyellerini sekteye uğratabiliyor.

Aile yaşamında çocuk, engelli ve hasta bakımı gibi yükümlülükleri üstlenen kadının yararlanabildiği kreş, gündüz bakımevi gibi sosyal destek kurumları da bu anlamda yetersiz kalıyor. Sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması adına; kadınların ekonomik, sosyal, kültürel hayata ve karar alma mekanizmalarının her düzeyine aktif katılımının özellikle yerelden başlayarak teşvik edilmesi, kız çocukları ile kadınların eğitimin tüm kademelerine tam erişimleri ve etkin katılımlarının sağlanması, kadına yönelik şiddetin, erken yaşta zorla evliliklerin ve her türlü istismarın önlenmesine yönelik, toplumsal farkındalık yaratma çalışmaları hızlandırılarak, koruyucu ve önleyici hizmetlerin etkinliği ve kapasitesinin artırılması, sağlık hizmetlerinin iyileştirilip, sağlık bilincinin yükseltilmesi, kadınların medya okuryazarlığının artırılması gibi politikaların izlenmesi gerekiyor.

İşte kadının emeğinin ve değerinin bilindiği, tüm çalışanlar arasında fırsat eşitliğinin sağlandığı, daha sürdürülebilir iş düzenlerini var edebilmek dileğiyle...
BİZE ULAŞIN