Hepimiz seks bağımlısı mıyız?

İşte A’dan Z’ye seks bağımlılığı...

BEYNİMİZ NASIL ÇALIŞIYOR?

Özellikle bazılarına, "Ben seks bağımlısı- yım" demek sempatik ve seksi bir şey gibi geliyor olabilir. Gel gelelim neye bağımlı olunursa olunsun bu bozukluk beyindeki kısa devre sonucu ortaya çıkıyor. Montreal Nöroloji Enstitüsü'nden Kanadalı Nörobilimci Dr. Alan Evans beynin zevk ve oto-kontrol mekanizmalarının nasıl çalıştığını şu şekilde açıklıyor: "İnsanın beyninin arka kısmı, ona atalarından miras kalan en eski dürtü, refleks ve duyguları içerir.

Eliniz sıcağa değdiğinde hızlıca çekme, bir tehlikeden kaçabilme, vücuda acil durumlarda güç pompalamak için adrenalin salgılama gibi hayatta kalmanızı sağlayacak faaliyetlerin yanı sıra üreme, çoğalma, beslenme gibi temel faaliyetleri ve bu faaliyetlerden zevk almamızı sağlayan bir keyif mekanizmasını da içerir. İnsanoğlunun mini bilgisayarı olan beyin bu mekanizmayı, üremeye ve yemek yemeye teşvik olabilmek amacıyla, yüzyıllar içerisinde evrimsel yolla geliştirmiştir. Yani bunları bir zorunluluk gibi değil de birer zevk verici unsur olarak yapmak için beyin kendisine bu şekilde bir yeni kodlama biçimi bulmuştur. Fakat gene atalarımızın bu yemek ve seks konularından alı- nan zevkin de teşvik etmesiyle durumu biraz abartınca bu sefer beynimiz kendisini durdurmak için başka bir programlama daha yapar. Beynimizin ön kısmındaki frontal lobları geliştirir. Bu loblar, beynin vahşi arka kısmından gelen zevk mesajlarına 'Dur' demek için evrilmişlerdir. İşte böylelikle beyin, milyonlarca yıl içerisinde bu iki bölge arasındaki iletişimi sağlamak ve hangi zevki ne kadar kontrol etmek için mükemmel bir sistem geliştirmiştir." Evet, doğru anladınız. Beynimizin arka koltu- ğunda oturan yaramaz arkadaş gece 02:00'da "Ona mesaj at" derken, ön taraftaki gözlüklü ve disiplinli arkadaş, "Bu saatten sonra pişman olursun. Geçen sefer de aynısını yaptın bak sonunda üzülen sen oldun. İçme, arama" diye size öğüt veriyor. Sonunda da bir karar veriyoruz veya günün sonunda sabah, "İyi ki aramadım" diyerek ya da "O son bardağı içmeyecektim" diyerek uyanıyoruz. Mekanizma tamam ancak karar bize ait.

NASIL BAĞIMLI HALE GELİYORUZ?

Sistem zevkin ya da kontrolün peşine fazla düşmediğimiz sürece tıkır tıkır işliyor. Mekanizma yüzyıllar içerisinde, mükemmel bir biçimde kurulmuş. Ancak karar mekanizması insanın elinde olunca işler biraz değişiyor. Dr. Alan Evans bu durum için, "Her şeyde olduğu gibi bu iki önemli kısım arasında da doğru bir denge olması gerekiyor. Aksi takdirde ruhsal ve sinirsel bozukluklar ortaya çıkabiliyor" diyor. "Elbette herkes hayatı boyunca gereken dengeyi tutturamayabiliyor. Bazıları tamamen zevkin, bazıları da aşırı kontrolün peşine düşüyor. İnsana ise sadece hangi tarafa, hangi zamanda kulak vermesi gerektiğine karar vermek kalıyor. Seks gibi, aşırı yemek yeme, alkol, sigara, uyuşturucu bağımlılığı gibi tüm keyif verici faktörlere tutkunluk ise burada oluşan dengesizlikten ortaya çıkıyor. Eğer beyniniz her zevkin peşine düştüğünde ön lobları- nızı dinlemezseniz sürekli zevklerin peşinde koşan bir bağımlı haline geliyorsunuz ve sistem zaman içerisinde bir daha düzelmemek üzere bozulabiliyor. Bu durum ise, kişilerin profesyonel yardıma ve ilaç tedavisine yönelmeleriyle ya da daha kötüleriyle sonuçlanabiliyor. Aynı şekilde frontal loblarınıza tüm kontrolü verirseniz de böylelikle zevk veren her şeyden fazla kontrollü biçimde kaçarak tutucu olmanıza, zevk eksikliğinden dolayı depresyon gibi psikolojik rahatsızlıklar ya da daha ileri düzeyde sapkınlıklar geliştirebiliyorsunuz. Her ikisi de birer zihinsel bozukluk olarak değerlendiriliyor. Beynimizde iki farklı tarafın olmasının sebebi, bu iki bölge arasında bir denge olması gerekliliği." Dr. Evans'ın paragraflarca açıkladığı bu mekanizmayı atalarımız bir cümleyle özetlemiş: "Azı karar, çoğu zarar."

SEKS BAĞIMLILIĞI MI YOKSA HİPERSEKSÜELLİK Mİ?

Peki, seksi çok seven, sık sık isteyen ve yapan herkes seks bağımlısı mıdır? Eğer tanımlama buysa, "Normal bir insan günde ortalama 8.000 kez seks düşünür" gibi araştırmalar bize dolaylı olarak "Hepiniz seks bağımlısısınız" diyor olabilir mi? Florida Üniversitesi Klinik Psikiyatri uzmanı Dr. Michael J. Herkov buna bir açıklık getiriyor. Dr. Herkov, "Seks bağımlılığı ile hiperseksüelliği birbirine karıştırmamak gerekir" diyor. "Seks bağımlılığı, beyindeki karar mekanizmalarının arasındaki elektrik akımlarında oluşan, elektronik diyebileceğimiz bir bozukluktur. Hiperseksüellik ise kadın ya da erkeklerde, seks isteğinin temelini oluşturan testosteron hormonunun ileri düzeyde salgılanmasından dolayı, bireylerin yüksek seks gücü ve isteğine sahip olması- dır. Bunların arasındaki en önemli fark, hiperseksüellik kontrol edilebilir ve hormon tedavisiyle dengelenebilir bir unsurdur. Seks bağımlılığı ise beyindeki karar dengesinin bozulması sonucu ortaya çıkar ve hem fiziksel hem de psikolojik bir rahatsızlıktır. Sadece ilaçla değil aynı zamanda uzun bir profesyonel yardımla, belirli ölçüde giderilebilir. Uzun vadede kişiye sağlık, topluma ise etik açısından rahatsızlıklar verecek noktalara çıkabilir." Yazının başında insanların övündüğü şeyin aslında seks bağımlısı olmaları değil, aslında hiperseksüellikle gurur duymalarından kaynaklandığını anlamış oluyoruz. Bundan sonra, "Ben seks bağımlısıyım" yerine, "Hiperseksüelim ne yapayım" gibi övünmelerde bulunmak daha doğru bir kullanım olabilir.

İLERİ DÜZEYLERİ NELERDİR?

Şimdiye kadar yazı gayet sempatik gidiyor olabilir. "Ne var canım seks bağımlısıysak da öyle kalalım, kötü bir şey mi?" gibi iyimser yaklaşımları da anlıyorum. Ancak Dr. Michael J. Herkov'un, seks bağımlılığı hakkında, "Eğer zamanında müdahale edilmez ve tedavi uygulanmazsa, ileri düzeylerde kişinin kendisine ve topluma zarar verebilecek noktalara çıkabilir" derken kastettiği cinsel bozukluklardan bazılarını sizlerle paylaşayım. Amerikan Psikiyatri Merkezi'nin, "Cinsel Kökenli Mental Bozukluklar" başlığı altında incelediği bazı hastalıklar şunlar: Sadomazoşizm (kendine ya da başkasına fiziksel zarar vermekten haz almak), voyörizm (halk arasındaki tabiriyle röntgencilik), nekrofiliya (ölülerle cinsel ilişkiye girmekten zevk almak), autassassinofiliya (ölümle burun buruna gelmekten tahrik olmak. Hatta bazı kaynaklar, idam edilirken bile kimi insanların orgazm yaşadıklarını belirtiyor.), kanibalizm (insan eti yemekten tahrik olmak. Kuzuların Sessizliği filminden bu konuya hakimiz sanırım), biastofiliya (Başkalarına zorla sahip olmaktan haz duymak), partializm (en sık rastlanan bölge olarak ayak ya da göbek, bacak, boyun gibi belirli uzuv ya da bölgelerden ileri düzeyde tahrik olmak), pedofiliya (yaşça çok küçük kız ya da erkek çocuklarından tahrik olmak) ve ürolangiya (insan dışkılarından zevk almak.) Evet, hepsi birbirinden garip cinsel bozukluklar bunlar. Neredeyse hepsi de dünyanın pek çok ülkesinde suç olarak görülüyor. Dr. Michael J. Herkov'un kendine ve topluma zarar verecek düzeylere gelebilir"den kastını anlamak pek de zor olmasa gerek.

BAĞIMLI OLUP OLMADIĞINIZI NASIL ANLARSINIZ?

Elbette "Hepimiz potansiyel seks bağımlısıyız" derken, "Hepimiz bir gün röntgenci olabiliriz" demeye getirmiyorum. Az önceki yazdıklarım çok uç örnekler ve her biri bir klinik vaka sınıfına giriyor. Ancak ne olursa olsun bu düzeye gelebilmesi için önce beyindeki bağımlılık duvarının kırılması gerekiyor. Peki, bağımlılık duvarını yıkmaya ne kadar yakın olduğunuzu nasıl anlarsınız? Kanadalı Nörobilimci Dr. Alan Evans, "Seks, sigara, alkol ya da uyuşturucu, her ne kadar keyif verici etkinlik olursa olsun eğer beyninizi her gün ve her aklınıza düştü- ğünde ödüllendiriyorsanız burada potansiyel bir sorun var demektir" diyor. "Örneğin alkol konusunda Avrupa Sağlık Enstitüsü, '14 ölçek' kuralını uygular. Eskiden 21 ölçek olan bu oranı şöyle açıklayayım:

50'lik bir bira, bir bardak şarap gibi yumuşak içimli alkollere 1 ölçek; viski, tekila, vodka gibi daha sert içimli içkilere 2 ölçek olarak değer verilir. Haftada 3 tam gün içki, sigara, seks ya da bağımlı olduğunuzu düşündüğünüz her ne ise yapmıyor olmanız gerekir. Diğer günlerde ise, alkolü örnek alırsak toplamda 14 ölçek içki tüketmeniz risk grubuna girmediğiniz anlamına gelir. Aynı şey seks konusuna geldiğinde, her seks yaptığınız gün, kaç kere yaptığı- nızın bir önemi yok, 1 ölçektir. Haftada ise toplamda 4 ölçeğin üzerine çıkmı- yor olmanız, bağımlılık noktasına gelmemeniz için önemli bir kontrol matematiğidir. 4 tam gün istediğiniz kadar seks yapabilir ancak haftanın her günü aralıksız olarak yapmanız bir bağımlılık göstergesi olabilir. Tek bir bağımlılık, aslında tüm diğer bağımlılıkların da tetiklenebileceği anlamına gelir. Çünkü her zevk aynı bölgeden tetiklenir." Dr. Evans, her gün yapılan seksin ille de bağımlılık yapacağı anlamına geldiğini söylemiyor ancak beyni her gün, hiç kontrol altına almadan ödüllendirmenin tüm keyif verici etkinliklerde aynı yeri tetiklediğinden ön loblarımızı tembelleştirdiğinin, böylelikle bir bağımlı haline gelebileceğimizin de altını çiziyor. Bir de önemli nokta olarak "Ben cumartesi akşamları içerim. Sadece kahveyle sigara yakarım" gibi rutinler oluşturmamanız gerektiğini de ekliyor. Dr. Evans'a göre rutin olarak tekrarlanan zevkler birer refleks haline geliyor ve yoksunlu- ğunda insanda stres yaratabiliyor.

BAĞIMLILIK BAĞIMLISIYIZ ORASI KESİN

Bağımlılığın ilk ayağı, başladığınız bir şeyleri bitirmeye dair olan ve neredeyse rahatsız edici düzeylere gelebilen tutku; bunun yanında bazı şeylerin hemen olmasına dair sabırsızlıktır. Bu rahatsızlıklar, bağımlılıklarla aynı bölgeleri tetikler. Bağımlılıklarınızla mücadele etmek için başlamış olduğunuz bazı çok da önemli olmayan işleri bitirmemekle adım atabilirsiniz. Sakin olmak, telefona bakmadan bir yerde oturabilmek ya da bekleyebilmek gibi antrenmanlar bağımlılığa direnen kaslarınızı geliştirecektir." Anlayacağınız sadece pelvik kasları ya da karın kaslarını güçlendirmek yetmiyor, beynin de bir kas olduğunu unutmamak lazım. Zevk almak beynin evrimsel bir sonucu; aynı paranın ticaretin evrimsel bir sonucu olduğu gibi... Keyif için kullanmak ya da kölesi olmak sizin elinizde. Tüm yıl iplerin elinizde olması ancak çok da sıkı tutmamanız dileğimle...

EN GARİP CİNSEL RAHATSIZLIKLAR
Seksomnia:
Kökenlerini Seks ve Somnia (Uyku)'dan alan, Seksomnia, seks yapmadan uyuyamayanlara verilen rahatsızlığın ismi. Seksin vücuda verdiği rahatlama haliyle uyku öncesi rahatlamayı özdeşleştiren insanlarda bir cinsel problem oalrak gözlemlenebiliyor. Eğer evliyseniz ve partneriniz de aynı hisleri paylaşıyorsa ortaya çok fazla sorun çıkmayabilir. Ancak Jan Luedecke gibi yalnız yaşayan bir kadınsanız hastalık sizi utanç verici noktalara götürebiliyor. Nitekim Jan Luedecke belirli bir süre buna direndikten sonra önce striptizci, ardından seks işçisi olmaya karar vermiş.
Sürekli Tahrik Sendromu:
Gördüğünüz, duyduğunuz, dokunduğunuz şeyin bir önemi yok. Bunlar beyaz çoraplar, tahta bir masa ya da bir klasik müzik olabilir. Sizi tahrik ettiğini düşünün. Adından anlamak oldukça kolay ancak yaşaması fazlasıyla zor bir cinsel rahatsızlık. 6 yıl boyunca bu rahatsızlığı yaşamış olan Kim Ramsey, "Otobüste, yolda yürürken ya da toplantıda olmanız fark etmiyor. Orgazm olmanın sizin kontrolünü ya da cinsel bir tahrik olmayla ilgisi kalmıyor. Tamamen kontrolünüzü kaybettiğinizi hissediyorsunuz" diyor. Doktorlara göre Sürekli Tahrik Sendromu'nun ileri düzeylerinde kadınlar günde 300 defa orgazm olabiliyor. Kulağa hoş geliyor değil mi? Uzaktan sevmek daha güzel olsa gerek.
Priapism:
Hastalık ismini, Antik Yunan'daki bereket tanrısı Priapus'tan alır. Evet, Bereket Tanrısı dediğimiz zaman aklınıza gelen o heykeldeki kişi. Kadınlardaki Sürekli Tahrik Sendromunun erkek versiyonu gibi düşünülebilir. Penis asla ereksiyon halini bırakmıyor. Kasların bir bozukluğundan kaynaklanıyor. Oldukça acı verici olduğu da kayıtlara geçsin.

Coital Cephalalgia:
Yazması ve okuması kadar yaşaması da zor bir cinsel bozukluk. Düşünün ki orgazm esnasında başınız sanki ortasından çatlayacakmışçasına ağrımaya başlıyor. Ne tadı kalıyor ne tuzu anlayacağınız. Üstelik bazen günlerce geçmeyebiliyor. Ağrı özellikle gözlerin arkasında yoğunlaşıyor. Stres, travma ve cinsel performans artırıcı medikal ilaçların yan etkisi olarak ortaya çıkabiliyor.
BİZE ULAŞIN