Mutlu musunuz?

Mutlu musunuz?

Giriş Tarihi: 12.12.2016 13:59 Güncelleme Tarihi: 19.12.2016 17:44

AYŞEGÜL ULUÇ

FOTOĞRAFLAR: ISTOCK.COM

Zaman zaman dalıp gider, mutluluk konusunu düşünür dururum. Hayatlarımızı düşünürüm, her birimizin, maddi durumu, sosyal statüsü ne olursa olsun, yaşadığı zorlukları, uğraştığı tatsızlıkları ve kimi zaman neleri aşabildiğini düşünürüm. İnsan doğasının, yaşadığı en büyük acılardan sonra dahi insanı ayağa kaldırıp hayata devam etmesini sağlayan mekanizmalarını düşünürüm. Sonra elbette kendimi düşünürüm. Mutlu muyum diye sorarım ara ara kendime. Sonra çevremdekileri düşünürüm. Acaba Berna mutlu mu? Acaba Cem mutlu mu? Sevgilisini başka biri için terk eden kadınları, erkekleri düşünürüm; acaba mutlular mı bu kararlarından sonra diye. Bankacılık işini bırakıp butik çiçekçi açanları düşünürüm. Bodrum'a yerleşen Gevher'i düşünürüm, mutlu mu acaba diye. Tüm bu gözlem ve düşüncelerim sonucunda vardığım nokta, mutlu olmanın aslında bir tercih olduğu.

Bu konu hakkında yazmaya başlamadan önce çevremdekilere sordum. Soru çok basitti. Mutlu musunuz? Bir kısmı direkt "evet" dedi. Bir kısmı soruyu gülerek, hafif utanarak karşıladı ve diğer "mutlu"ların aksine detaya girerek "evet şanslıyım çünkü işim iyi, çocuğum var, kocamla mutluyum" dedi. Bir grup insan da "yani şükürler olsun işim gücüm yerinde, sağlıklıyım, ailem var ama tam mutluyum diyemem" gibi bir yaklaşımda bulundu. Nedenini sorduğumda elbette net bir cevap veremediler. "Bilemiyorum, galiba hayat, stresler beni bu hale getiriyor" gibi cevaplar verdiler. Stresin mutluluğun önündeki en büyük engel olduğunu açıklamayan bilimsel kaynak kalmamıştır herhalde. Büyük şehirde yaşıyorsak stres olmaması imkansız öyle değil mi? Peki, stres neden kaynaklanıyor? Çok büyük oranda başka insanlardan. Size söz verdiği işi zamanında teslim etmeyen yaratıcı ekip sebebiyle müşteriye karşı zor durumda kalan reklam ajansı çalışanı, sana saat 1'de öğle yemeğine geleceğim diyen arkadaşı 2:30'a kadar gelmeyince, fırındaki et kuruyacak diye strese giren ev hanımı, çocuğun başarısıyla hiçbir alakası olmadan sadece kura ile kabul eden okula acaba girme hakkı kazanacak mı diye dertlenen anne. İşte bu yüzden mutluluk insanların tercihidir şeklinde bir sonuca vardım geçen yıllar içinde. Çünkü aslında insan, kendini kontrol edemediği ve belki de hiç edemeyeceği konularda gereksiz yere üzüyor ve strese giriyor. Peki stres bu kadar basit bir şey mi? Elbette değil. Bir yakınınız kaza geçirdiğinde hastaneye koşana kadarki kalp çarpıntınız, sevgilinizin sizi aldattığını öğrendiğinizde yaşadığınız duygusal çöküntü, çok sevdiğiniz bir insanın hayata veda edişi gibi "gerçek" sebepler, elbette ki o an sizi mutsuz edecek üzüntü ve stresler. Bundan dolayıdır ki artık mutluluğun bir tercih olduğunu düşünüyorum.

Kabul edin, çoğu zaman mutsuz olmanızın sebebi büyük acılar değil. Kimi zaman terfi alamamanız, kimi zaman eski sevgilinizin Instagram'da yeni bir kızı takibe alması, kimi zaman da o ay yeterli para kazanamamanız.

Bu tip durumlarda sinir olmak, canınızın yanması elbette olacak şeyler ancak mesele bir sonraki adımda. Bu konuyu uzatıp kendimizi üzmeye devam mı yoksa konuyu kapatıp mutsuzluğu orada bırakmak mı? İş/başarı odaklı sıkıntılarda kendime sorarım "elimden geleni yaptım mı?" Bu soru biraz şaşırtmacı aslında; zira insanların birçoğu kendine dürüst değil; kendine ya çok sert o sebeple eforunu asla yeterli bulmuyor veya benim "KTP" diye isimlendirdiğim kronik tembel psikolojisi sebebiyle genelde "ben daha ne yapayım abi" şeklinde kendini işin içinden sıyırıyor. KTP'ciler zaten mutlu çünkü onlar hep haklı ama dünya onlara karşıdır ne yapsındır. Biz normal düşünen, gerçekten çalışan ancak mükafatını göremeyen insanlara gelecek olursak; elinden geleni gerçekten yaptıysan geri kalanı için kendini günlerce yıpratmanın, üzmenin bu duruma bir faydası olmayacak. Benim kendimce bulduğum sır, elinden geleni yap ve kontrolünde olmayan şeyler için kendini yıpratma. Sizi terk eden sevgiliniz, siz daha çok ağlarsanız size geri mi dönecek? Sizden bir kez vazgeçmiş insan geri dönse ne olur? 24 saat çalışıp yine de patrondan mükafat göremiyorsunuz, sizin yerinize başkası mı terfi ediyor? Karşılığında depresyona girmeyi tercih etmek yerine aksiyon alıp iş değiştirmek ve ilgili mutsuzluk kaynağını ortadan kaldırmak hoş olmaz mı?

TERCİHLER ÖNEMLİ
Mutluluğu tercih edip, seni aldatan sevgilin yüzünden suçu kendinde aramak yerine, ilişkine geri dönüp baktığında, kendine dürüst olup elinden geleni yapıp yapmadığını sormak ve sonrasında o konuyu kapatıp ileriye bakmak mutsuzluğu engellemek için tek çare. Elbette işte de özel hayatta da kimi zaman elimizden geleni yapmamış olabiliyoruz. Peki, bu mutsuzluğa devam etmek için yeterli bir sebep mi? Kocaman bir hayır. İlk adım, bu az çaba sebebiyle ortaya çıkan sorunu çözmek için bir aksiyon alıyoruz bu sefer, yani olaydan ders çıkarıp yine ilerlemeye devam ediyoruz. Az mı çalıştın da terfiyi kaybettin? Sızlanma daha çok çalış. Sevgiline yeterli sevgi ve ilgiyi veremedin mi? Kendisiyle konuş, bir şans daha iste. Vermiyorsa o şansı, kendine ders çıkar ve bir sonraki ilişkinde daha iyi ol! (Bu sevgili geri bildirimleri hakkında ufak not düşmekte fayda var. Maalesef bazı erkeklerde, kendileri terk eden taraf olsa dahi kadını suçlama ve yetersiz hissettirme eğilimi söz konusu olduğu için "acaba elimden geleni yaptım mı" sorusuna cevabı kendiniz dürüstçe vermelisiniz. "Bence yaptım ama o şöyle diyor" gibi yaklaşımlar sizi olduğunuz yere çakılı bırakır devamlı kendinize kızarsınız.)

Kendimce bulduğum ve uygulamaya çalıştığım mutluluk tercihi ile alakalı minik yöntemlerimi sizlerle paylaşıyorum ancak ben de elbet bazen bir ihale kaybedince üzüntüden ağlayacak duruma geliyorum veya kimi zaman kalp kırıklıklarımı daha da deşmek içim Müslüm Gürses'ten Affet ile başlayıp Artakalan'a kadar dinliyorum. Ancak bulduğum ve aslında sır olmayan, çoğu insanın eminim ki yaptığı şeyi yapıyorum. Kendime soruyorum. Beni mutsuzluğa iten bu sebepler "gerçek sebep" mi yoksa "sudan sebep" mi? Kendimce şöyle bir sınıflandırma yaptım. Ölüm ve sağlık dışında hiçbir sebep, kronik mutsuzluk için geçerli olmamalı. Zira bunlar bizim kontrolümüzde değil. Kendiniz ve sevdikleriniz sağlıklı olduğu sürece, diğer tüm sebepler sudan, öyle değil mi?

Peki ya tanımadığınız insanların sizin mutluluğunuzu engelleyişi? Sabah evden çıktınız, işe gidiyorsunuz, bindiğiniz taksici size ters davrandı. Otobüste biri yanınızdan geçerken sizi itekledi ve özür bile dilemedi. Bu durumda ne yapmalı?

SAKİNLİĞİN SIRRI
İnsanları mutsuz eden büyük şehir ve streslerinin en büyük kaynağı başka insanlar demiştim. Aile, sevgili, iş arkadaşları, patron dedik. Peki ya tanımadığınız insanların sizin mutluluğunuzu engelleyişi? Sabah evden çıktınız, işe gidiyorsunuz, bindiğiniz taksici size ters davrandı. Otobüste biri yanınızdan geçerken sizi itekledi ve özür bile dilemedi. Ben yapı olarak aşırı empati ile boğuşan bir kişi olarak, etrafımdaki insanların tavır ve davranışlarından çok etkileniyorum. Ancak günün birinde kısa bir şey okudum ve çok etkilendim.

Maalesef kaynağını hatırlayamadığım bu hikayede bir kadın taksiye biniyor. Taksici oldukça neşeli ve kibar. Yol boyu, taksicinin önüne direksiyon kırıp üzerine bir de adama küfredenler, kırmızı ışıkta geçip taksicinin kaza yapmasına sebep olacak kadar agresif sürücülere denk geliyorlar. Ancak taksici hiç sinirlenmiyor, bağırmıyor, halen oldukça mutlu. Kadın dayanamayıp soruyor "ben bile oturduğum yerden çok sinirlendim, siz nasıl böyle sakin kalabiliyorsunuz?" Adam da diyor ki "hanımefendi ben çöp konteyneri miyim? O insanlar evden çıkarken kim bilir hangi şeylere dertlendiler, kim bilir ne çok üzüntü ve öfkeleri var. Ben neden onların agresif tavrından negatif etkilenip onların bu çöplerini kendime alayım." Bu hikaye beni öyle etkiledi ki, o günden beri ne trafikte sinirden kendimden geçiyorum, ne de başkasının bana yansıttığı negatif tavırlar sebebiyle günümü kendime zehir ediyorum. Örneğin iki sene önce bir kadın arabama çarptı hafiften. Yağmurlu bir hava, tam iş çıkış trafiği. Kadın indi bana biraz söylendi ama ben inanın ne sesimi yükselttim ne de sinirlendim. İş çıktı şimdi boş yere diye canım biraz sıkıldı elbet ama ne yapabilirim? Kadının arabası arabama değmiş, ortaya büyük bir hasar falan yok. En önemlisi kadına bağırsam kızsam ne olur, ne değişir? Hiçbir şey. Sonuç olarak fotoğraf çekip form doldurduk. Bu kadar.

Bunlar benim uyguladığım ve şükürler olsun ki hayat kalitemi değiştiren şeyler. Siz belki bu yönden düşünmediniz veya düşünmek istediniz ama uygulayamadınız.

Ancak bunları okumak, bu alanda kendinizi geliştirmek sizin kendinize en büyük hediyeniz aslında. Dış etkenler, agresif insanlar, yakınınızda olup sizi seven ancak devamlı eleştiren insanlar sizi mutsuz etmeye hep çalışacak ancak bundan etkilenip etkilenmemeniz tamamen size bağlı. Psikoloji profesörü Sonja Lyubomirsky'nin yaptığı araştırmaya göre mutluluğun sadece yüzde 10'u başımıza gelenlermiş. Ünlü yazar Neil Pasricha'nın Mutluluk Denklemi (The Happiness Equation) isimli kitabında bahsettiği, çok saygı duyulan Teksaslı vaiz Charles Swindoll'un sözüne göre ise, "hayatın yüzde 10'u hayatta neler olduğu, yüzde 90'ı ise bizim bunlara nasıl reaksiyon gösterdiğimizdir." Neil Pasricha kitabından güzel bir noktaya daha değiniyor. Başarı mutluluk demek değildir ancak mutluluk her zaman başarı getirir çünkü mutlu insan güzeldir, mutlu insan daha iyi çalışır. Yani elde ettiğiniz başarıların sizi mutlu edeceği garantisi olmadığı gibi, başarısızlıkların da sizi derin mutsuzluğa sürüklemiyor olması lazım. Yazarın kitabında da değindiği üzere, siz duygularınızı kontrol edemezsiniz ama onlara verdiğiniz tepkileri kontrol edebilirsiniz. Bu da sizin bir sonraki adımda mutlu olup olamayacağınızla direkt bağlantılı.

Sonuçta görüyorsunuz, konu yine döndü dolaştı size geldi. Evet, insan bazen şaşırıyor değil mi? Stres, yaşam mücadelesi, kötü sevgili; bunlardı hep sizi perişan halde bırakanlar. Ama artık kilit noktanın kendiniz, kararlarınız ve tavırlarınız olduğunu biliyorsunuz. O halde şimdi, sonbaharın herkesin diline pelesenk olmuş depresyon propogandasına inat, mutlu olma zamanı. Zira bunun kararını artık mevsim veya başkaları değil, siz veriyorsunuz!

BİZE ULAŞIN