Hayaller, beklentiler ve umutlarla başlayan romantik ilişki, yolunda gitmiyor olsa bile ayrılık sıkıntılı ve zor bir süreçtir. Bu süreci hasarsız atlatmanın yollarını Yaşam Aile Eğitim ve Danışmanlık Merkezi Kurucusu, EMDR Terapisti Feyza İmren yazıyor.

Giriş Tarihi: 26.03.2017 12:26 Güncelleme Tarihi: 26.03.2017 12:26

FOTOĞRAF: ROBERT DELAHANTY

Ayrılmak, terk edilmek, bir ilişkiyi sonlandırmak pek çok kişinin yaşadığı bir süreçtir. İlişkinin sonlanması yapılan yaşama dair planların bir kenara bırakılarak yeni planların oluşturulmasını içeren bir dönemin başlangıcıdır. Sosyal yaşamdan, bazen iş ve ev yaşamına kadar değişimlerin başlayacağı bu dönemde hayal kırıklığı, hüzün, acı, incinme, reddedilme, kandırılma, yalnızlık duyguları yoğun yaşanabilir. Yeni döneme uyum sürecinde yaşanan olumsuz duyguların yarattığı stresle baş etme becerilerinde de zorlanmalar olabilir. Ayrılık veya boşanma sonrası yaşanan sadece yaşam değişikliği değil hayallerin değişmesi ile bu duyguların paylaşıldığı kişi ile paylaşımların bitmesi ve o kişinin kaybı anlamına gelir. Geleceğe yönelik kaygılar, yalnızlık endişesi, duygusal ilişkilere dair ümitsizlik, güven kaybı biten ilişkinin ardından yaşanan olumsuz durumlardır. İlişki devam ederken yaşanan bağlanma modeli çocukluk dönemi bağlanma modeli ile ilintilidir. Bağlanma, çocuk ile yetişkin bir bireyin (çoğu zaman anne) arasındaki olumlu bağı ifade ederken iki taraflı bir ilişkidir ve her iki tarafın da birbirinin ihtiyaçlarını karşılaması ile gelişir. Çocukluk döneminde kurulan bağlanma ilişkisi kişinin yetişkinlikte diğer insanlarla kuracağı ilişkinin niteliği ve diğer insanlarda beklentilerini belirler. Bebeklik döneminde duygusal, fiziksel ve sosyal ihtiyaçlarımızın karşılanmasında eksiklik olması sağlıklı bağlanma ilişkisini geliştirmemizi zorlaştırır. Anneye veya bakımı üstlenen kişiye karşı geliştirdiğimiz bağlanma şekli, ileride arkadaşlarımıza ve özellikle de romantik ilişki yaşadığımız kişiye olan bağlanma stilimize oldukça benzer.

Ayrılık sürecinin travmatik duruma gelmesinde ilişkinin süresi, nasıl sonlandığı, ilişkiye yüklenen atıflar, yapılan yatırımlar, ilişkiden beklentiler, aldatılma, ayrılık ve nedenlerinin konuşulmaması etkili olabilir. İlişkinin bitiminden sonra yaşanan süreç de tıpkı kaybettiğimiz diğer kişiler veya ölüm ardından yaşanan süreç gibi yas sürecidir. Çocukluk ve ergenlik döneminde yaşanan travmatik ayrılıklar, terk edilmeler, reddedilme nedeni ile oluşan aşırı bağduyarlılıklar ayrılığın travmatik yaşanmasına neden olabilir.

AYRILIK SONRASI YAŞANACAK SÜRECE DİKKAT

ŞOK AŞAMASI
Ne olduğunu anlayamadığınız dönem. Olay aniden olmuş ve ilişki bitmiştir. Ne hissettiğinizi anlamlandırma ve adlandırma zordur.

İNKAR AŞAMASI
İlk şok atlatıldıktan sonra sonuçlar artık ortadadır. Artık birlikte olmadığınız o kişiyi kaybettiğinizin farkındasınızdır ama her an arayacak veya gelecek gibi hissedersiniz. Olay halen çok tazedir. Bu döneme "bu benim başıma gelmez" dönemi de diyebiliriz. Aslında ilişki sürecinde yolunda gitmeyen durumlar görmezden gelinmiş, nedenleri üzerinde düşünülüp konuşulmamıştır, kaçınılmıştır. İnkar ilişki içinde de vardır.

ÖFKE AŞAMASI
Bu aşamada biraz da olsa günlük hayat düzene girmiştir ancak öfke ön plandadır. Neden benim başıma geldi bu durum dönemi diyebiliriz. Artık ayrılınan kişi geri gelmeyecektir ve bunu kabullenmekte zorlanılır. Olayı etraflıca sorgulamaya başlarsınız. Nedenlerini anlamaya, analiz etmeye çalışırsınız ve öfke duyguları yoğundur. Hayal kırıklığı, acı ve üzüntü duyguları ile yılgınlık yaşamak yerine öfke duygusu bilinçaltında daha güçlü kılan bir duygu gibi görünebilir. Güçlüyüm, ayaktayım, ağlamıyorum gibi söylemlerle asıl duyguları yaşamak yerine öfke ön plana çıkar.

DEPRSEYON AŞAMASI
Öfkede takılı kalmak tüm enerjiyi tüketmeye başlar. Derin duygularla yaşanan kayıp sadece sevilen kişi değil aynı zamanda kaybedilen hayaller, beklentilerdir. Uzun süre öfke döneminde kalındığında sürekli huzursuz ve gerginlik duyguları ile sağlık, ilişkiler olumsuz etkilenir. Gelecek için umutsuzluk başlar, insanlara karşı güvensizlik hissedilebilir.

KABULLENMEK
Öfkeyi ifade edebilmişseniz, hüznü ve acıyı yaşayabilmişseniz kabullenme aşamasına gelmişsiniz demektir. Bu aşamada artık ayrılığın hayatın gerçeği olduğu hissedilmeye başlanır. Olmuş olmamasını yine dileyebilirsiniz. İçinizde öfke ve acı olabilir ancak eskisi kadar bu konulara enerji harcamazsınız. Kabullenme aşaması yaşanılan ayrılığa boş vermek anlamına gelmez. Olay aklınıza geldiğinde hüzün yaşarsınız, hatta zaman zaman ağlayabilirsiniz, ancak inkar, depresyon aşamasındaki kadar yoğun değildir ayrıldığınız kişiye veda edebilirsiniz.

Bu aşamalardan birinde takılmak sıklıkla görülen bir problemdir. En çok inkar, öfke ve depresyon aşamasında takılma olur. Bu aşamalarda takılmanın nedenlerine bakıldığında geçmiş olaylar üzerinde uzun süre düşünme alışkanlığının varlığı görülür. Olayı hazmedemediğiniz için kendi içinizde hesaplaşmanızı, sindirmeye çalışmanızın süresinin uzaması öfke döneminde takılmaya neden olabilir. Kişiselleştirme, olumluyu geçersiz kılma gibi otomatik düşünceler gerçekçi düşüncelere ulaşmayı ve kabullenme aşamasına geçmeyi zorlaştırır. Fiziksel yaralanmalar gibi ayrılıklarda duygusal yaralarımızdır. Bedenimizde oluşan bir yaranın iyileşmesi için nasıl bir sürece ihtiyacınız varsa duygusal yaralar içinde aynıdır. Gerekli pansumanları yapmak yerine yarayı kurcalamak nasıl iyileşme sürecini geciktirirse otomatik düşünceler ve işlevsel olmayan alışkanlıklar da duygusal yaralarımızın kanamasına neden olur. Düşünmemeye çalıştıkça kendinizi daha fazla düşünür halde buluyorsanız alışkanlıklarınızı ve düşünce biçiminizi gözden geçirmeniz faydalı olacaktır. Bu dönemde karşılaşılan zorluklardan biri de bir aşamayı tamamlamadan diğerine geçmeye çalışmaktır. Mantıkla bazen öfke aşamasını yaşamadan kabullenme aşamasına geçmeye çalışan kişiler olabildiği gibi depresyona geçmeden kabullenme aşamasına geçmeye çalışan kişilerle de karşılaşabiliriz. Depresyon aşamasının getireceği yoğun üzüntüyü, acıyı yaşamaktan kaçınarak kişi ağlamaktan da kaçınır, ağlamayı güçsüzlük olarak adlandırabilir. Yaşanılan ayrılıkta haksızlığa uğradığını düşünmek, aranızdaki ilişkide içinize sinmeyen noktaların kaldığını düşünmek, felaketleştirme, -meli, -malı tarzı düşünme modelinin ön planda olması ve yaşananlardan kendinizi suçlamanız, şok ve korku duyguları ile pasifleşerek kendinize öfke hissetmeniz, öfke duygusunun size güç verdiğini düşünerek öfkeyi bırakmak istememek bu süreci olumsuz etkiler.

NELER YAPABİLİRİZ?
Ayrılığın bir kayıp, kayıpların yas süreci olduğunu ve sizin de bu süreci yaşamaya hakkınız olduğunu unutmamak önemlidir. Normal yas sürecini yaşamayan kişilerde depresyon, panik atak, kaygı bozuklukları, maddenin kötüye kullanımı gibi olumsuz durumlar görülebilir. Bu süreçte olumsuzluklar arka planda kalıp sürekli yaşanan güzel anılar hatırlanır, ilişki ve ilişki yaşanılan kişi adeta mükemmel yönleri ile idealleşir. O kişi ile yaşanan duygular ve anlara mı özlem yoksa kişiye mi; bunun ayrımını iyi yapmak bilişsel hatalara düşmemizi önler. Ayrılığın getirdiği aşamaları, duyguları yaşamak, ifade etmek doğal bir ihtiyaç ve gerekliliktir. Ayrılık sonrası yaşanan duygusal problemleri kalmamış kişilerin bu sürecin tüm aşamalarından sırayla geçmiş oldukları gözlenir. Acı ile yüzleşerek duyguları ifade etmenin ve çevre ile iletişime geçmenin sürece yardımcı olduğu gözlenmiştir. Sizi yargılamadan dinleyebileceğinizi düşündüğünüz arkadaşınıza yaşadığınız olayları, duygularınızı ve olayla ilgili düşüncelerinizi anlatmakullanız bu süreçte ilerlemenizi, tıkanıklıkların açılmasını kolay hale getirir. Çevrenizde böyle biri yoksa uzmandan destek alabilirsiniz. Ayrılık acısını azaltmak amacı ile hemen yeni ilişkilere başlamak yas sürecinin normal yaşanmasını engellediği için daha olumsuz durumların yaşanmasına neden olur. Sağlıklı ilişkinin başlaması için doğal yas sürecinin tamamlanması önemlidir. EMDR, diğer birçok psikolojik sorunda olduğu gibi psikoterapide ayrılık sorunlarının son derece etkili ve hızlı biçimde çözülmesini sağlayan bir yöntemdir.

BİZE ULAŞIN