Kırmızı Alarm: Telefonu Açmıyor!

Aradığımız kişilere ulaşamadığımızda başlarına bir olumsuzluk geldiğini düşünmeye fazlasıyla meyilliyiz. Yaşadığımız çağda, her dakika ulaşılabilir olmak mı yoksa olmamak mı daha makbul?

Lara Akyel

WhatsApp'te son görülme tarihi iki saat önce, iki kez aradınız açmadı, Instagram'da paylaştığınız hikayeyi de izlememiş (ki paylaşır paylaşmaz ilk izleyenlerdendir.) Bir saattir ulaşamıyorsanız bir şeyler ters gidiyor olmalı. İş yerini mi arasanız; ismini verip sizi bağlamalarını isteyebilirsiniz. Biraz fazla mı ileriye gitmiş olursunuz? Ama güvende olduğundan emin olmanız lazım. Ya başına bir iş geldiyse?

Sevdiklerimize ulaşamayınca bu düşünceler içimizi kemirip durur. İş yerinde bile telefon elimizde olmasa, görünür bir yerde durur çünkü. Mesaj gelince yanıp söner, biri aradığında titreşimiyle tüm ofisi inletir, toplantıda bile illa ki cebimizde hissettirir çaldığını. Bu devirde, birine ulaşamamak da neymiş! Hal böyle olunca, bir saat gibi kısa sürede bile birine ulaşamamak; kafamızın içinde en az bir dedektif inceliğinde başlattığımız soruşturmayla bize aşırı yaratıcı felaket senaryoları kurdurtur. Oysa ki, yüzde 80 ihtimalle ortalığı boş yere ayağa kaldırıyoruzdur. Ülkemize ve çevremize 90'lı yıllarda ulaşan cep telefonları, bu denli kısa sürede nasıl bu derece hayatımızın merkezine yerleşti, onu düşünmeyi bıraktık. Fakat aradığımız kişilerin hayati durumlarını, ulaşılabilir ya da ulaşılamaz olmalarına göre belirlememiz sizce de biraz ekstrem değil mi? Çok da eski değil; cep telefonunun atası sayılan ilk kablosuz telefon 1973 yılında şimdiki halinden kat kat büyük bir formda Martin Cooper tarafında icat edildi. 10 yıl sonra Motorola'nın DynaTac modeliyle kablosuz telefonlar halkın ilgisini çekmişti. Motorola 96 yılında çıkardığı, bu kez cebe sığabilen StarTac modeli ile telefonları hayatımızın merkezine koyacak adımı atmıştı. Şimdilerdeyse, en küçükten en büyüğe bir an olsun elimizden düşmeyen akıllı cihazlar, bize telefondan önce yaşadığımız hayatı unutturdu. "Bu telefonlar yokken ne yapıyorduk biz" sorusu hiç bu kadar yerinde olmamıştı.



MAHREMİYETİN SON GÖRÜLME TARİHİ
Telefonlar vasıtasıyla birbirimize bu kadar kolay ulaşamazken daha sabırlı olduğumuz bir gerçek. Birine her ulaşamadığımızda beynimizin kırmızı alarm tuşuna basılmış gibi hissetmemiz son on yılda edindiğimiz bir alışkanlık. Bu paranoyak davranış herkeste kendiliğinden beliriverdiği gibi dozunu da günden güne artırmaya devam ediyor. Bunun son örneği ise, karşı tarafın nerede oluğunu canlı olarak harita üzerinde görmenizi sağlayan uygulamalar. Bir nevi çip takmanın ekonomik yolu. (Dedektif Gadget iş başında!) Bir süredir var bu tip uygulamalar; GPS vasıtasıyla seçtiğiniz kişilerin konumları hakkında bilgi sahibi oluyorsunuz. Suistimale çok açık olsa da bu uygulamaların temelinde de yine arayıp ulaşamamanın yarattığı korku ve merak var. Gece geç saatte eve sağ salim dönebildiğinden emin olmak için indirdiğini söylüyor uygulamayı kullananlar. Bu kadar masum mu gerçekten? WhatsApp'in son görülme tarihi gibi partnerini kontrol altında tutma dürtüsüyle kullananlar var mıdır? "Benimle değilken ne yapar, nereye gider, bana yalan söylüyor mu" gibi soruların yanıtını bulmak için de kullanılır mı bu uygulamalar? Bizce mümkün. Son zamanlarda popülerleşen bir uygulama olayı daha farklı şekilde ele almış. Şu an tüm sosyal medya hesaplarımızda kimilerinin uç seviyelerde kullandığı konum bildirme özelliğini canlı olarak sunuyor bu uygulama. Yeni bir sosyal medya platformu düşünün; konum bildirmeye gerek olmadan, arkadaşlarınız ekliyor ve haritanızda herkesin nerede olduğunu görüyorsunuz. Uygulama bunun sosyalleşmenin ve sürpriz buluşmaların bir yolu olduğunu söylese de özgürlük ve mahremiyetimiz adına geriye ne kalıyor? Ulaşamadığında panik yaşamak yerine bu uygulamalara yönelen kişiler, an be an aradıkları kişinin nerede olduğunu görüyor ve içleri rahatlıyor. Yani teknolojinin gelişmesiyle filizlenen bu hastalığa yönelik amacını evet, tamamlıyor. Ancak bu kelimenin tam anlamıyla devamlı takip edilme hissi kişide ve ilişkileri üzerinde nasıl bir his bırakıyor? Sosyal medyadan geriye elimizde, avucumuzda kalan "özel" hayatı da yerle bir eden uygulamalar bizi rahatlatıyor mu yoksa başlı başına bir endişe faktörü haline mi geliyor; bunu düşünmek lazım.
BİZE ULAŞIN