Hatıralarımıza güvenebilir miyiz?

Hatıralarımıza geri dönüp baktığımızda hayatımızı yorumladığımız anıların çok daha ötesinde kavramla. Her biri bugün kim olduğumuzu belirleyen, birey olmamızı sağlayan ayırt edici güce sahip. Ancak araştırmalar, anılarımızın güvenilirliğini sorguluyor.

Giriş Tarihi: 25.03.2019 15:53 Güncelleme Tarihi: 25.03.2019 15:53

Yaşadığımız anları değerli kılan en büyük etken, bunları hatırlama gücüne sahip olmamız. Ancak uzmanlar, hafızamızın sandığımız kadar iyi olmadığını belirtiyor. Hatta daha da kötüsü, pek çoğumuz hatırlama sürecinde farkında bile olmadan yaşanan olaylarda değişiklikler yapıyor ve olmayan detaylar ekliyoruz. Bu süreci küçükken oynadığınız kulaktan kulağa oyunu gibi düşünebilirsiniz. Bilmeyenler için açıklayalım: Oyunda başta oturan kişi yanındakinin kulağına bir cümle söyler. O kişi de kimsenin duymayacağı şekilde bunu diğer tarafında oturanın kulağına söyler. Amaç, başta söylenen cümleyi herhangi bir değişiklik olmadan kişiden kişiye aktarmaktır. Ancak çoğu zaman cümle modifikasyona uğrar, duyulmayan kısımlar yerine yeni kelimeler üretilir veya aktarım sırasında bazı sözler unutulur. Halkanın en sonunda orijinal cümleden neredeyse tamamen farklı sonuca bile ulaşılabilir. Hatıralarınız da bu oyunda yaşandığı gibi farklı nedenlerle değişikliğe uğrayabiliyor. Araştırmalara göre, bu nedenlerin başında inançlarımız, isteklerimiz, başkalarından duyduklarımız veya başkalarının düşünmesini istediklerimiz gibi etkenler yer alıyor.

Dinleyicinin Rolü
Yaşadıklarımızı anlatırken karşımızda bulunan dinleyicinin kim olduğuna bağlı olarak kullandığımız dili değiştiriyoruz. Bazen doğrudan sonuç odaklı söylemlerde bulunurken, bazense amacımız dinleyiciyi güldürmek oluyor. Onun tavır ve politik duruşuna bağlı olarak yaşanan olaya farklı ayrıntılar ekleyebiliyor veya bazı detaylar yaşanmamış gibi davranabiliyoruz. Hatıralarımızı diğer insan gruplarına aktarırken yalnızca vermek istenen mesajı değil, hatıranın kendisini de değiştiriyoruz. Bu durum İngilizcede 'audience-tuning effect' olarak tanımlanıyor.
Konuyla ilgili yapılan bir çalışmada katılımcılar, birkaç gün sonra hafıza testine girmek üzere bir kısa film izlemiş. Gösterimin ardından herkese filmin senaryosu dağıtılmış. Senaryoda filmdekinden farklı ayrıntılar mevcutmuş. Ayrıca katılımcıların yarısı girecekleri ana test öncesinde benzer başka bir hafıza testine sokulmuş ve onlara sorular sorulmuş. Bugüne dek yapılan yüzlerce farklı çalışma, hali hazırda bizlere katılımcıların olayları farklı hatırladığını gösterse de bu araştırmayla başka çarpıcı sonuçlar elde edilmiş. Araştırmada filmi izleyen ve senaryoyu okuduktan sonra ilk hafıza testine giren katılımcıların diğerlerine kıyasla verilen yanlış bilgilerden daha çok etkilendiği ortaya çıkmış. Yani, izledikleri kısa filmi ilk girdikleri test nedeniyle anlatmak durumunda kalan katılımcılar, ikinci testte daha fazla yanlış ayrıntı vermiş.
Psikoloji profesörü Robert Nash, bu durumu anıların tekrar tekrar şekillendirilebilir olması üzerinden açıklıyor ve "Yaşanan bir ana geri dönmek, dondurmayı buzdolabından çıkarıp direkt olarak güneş ışığına maruz bırakmak gibidir. Aradan geçen zaman sonrasında erimiş dondurmayı dolaba geri koysanız da eski formunu kaybeder" yorumunu yapıyor.

Yapılan bu çalışmalar, hem hatıralarımızın oluşma ve saklanma süreciyle ilgili hem de bu süreçte uğradıkları değişim hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor. Bu nedenle uzmanlar hiçbir hatıramıza yüzde yüz oranında güvenemeyeceğimizi belirtiyor. Nash ise, "Hatırlamak hikaye anlatmaktır. Anılarınızsa kendinize anlattığınız son hikayeden ibarettir" diyor.

BİZE ULAŞIN