Zorlayıcı İkilem

Modern ilişki dünyasında idealleştirilen kadın figürü mevzu bahis olduğunda, “hiçbir şeye takılmayan kız arkadaş” cazip görünürken, kadınların kalıplarla mücadelesi ne yöne sapıyor?

Giriş Tarihi: 04.04.2019 14:41 Güncelleme Tarihi: 04.04.2019 16:32

Lara Akyel

Bir süredir birlikte olduğunuz erkekle işler fazlasıyla yolunda; birkaç pürüz dışında. Örneğin, mesajlarınızı en iyi ihtimalle iki buçuk saatte yanıtlıyor. Yaptığınız (gerçekten komik) espriye saatler sonra attığı kahkahayla, mesajlaşmaya duyduğunuz hevesi kaçırıyor. Fazlasıyla rahatsız olsanız da akşamki romantik buluşmanızda konuyu gündeme getirip ortamı germeye niyetiniz yok. Mesaj konusundaki hassasiyetinizin aranızdaki özel bağa hasar vermesini istemiyorsunuz. Buna benzer son derece can sıkıcı ikilemi neredeyse her kadın farklı hikaye örgülerinde yaşıyor. Birçoğu duygularını ya da söylemek istediklerini içinde tutarak, yaşanabilecek potansiyel gerginliğin önüne geçtiğini düşünüyor. Fakat gerçek hislerinizi dışa vurmak yerine bastırmak, bu sevimsiz duyguların bilinçaltınıza işlemesine sebep oluyor ve ani duygu patlamalarına davetiye çıkarıyor. Modern ilişki terminolojisine yeni yeni dahil olan İngilizce kelime "micro-ing", çizdiğiniz "kafası rahat" kız arkadaş imajını bozacağını düşündüğünüz için hissettiklerinizden farklı davranmanız durumuna deniyor.

Toplum, kadınların davranış biçimini yeterince kalıplaştırmıyormuş gibi şimdi de modern ilişki kuralları çerçevesinde "her şeye fazla takılan" ve "burnu havada kız" arasında bir yerlerde duran "kafası rahat" yani hiçbir şeyi takmayan ve sorun etmeyen kadınlar, ideale konumlandırdı. Rahat olmak, bir iltifat haline dönüştü. Fakat rahattan kasıt tam olarak neydi? Küçük mevzuları büyütmeyen miydi, yoksa genel anlamda umursamamaya meyilli olan mıydı? Sorunları sürekli görmezden gelebilmek için hiçbir şeyi sorun etmemek gerekiyor. İkili ilişkilerde bunun ne derece mümkün olduğu sorusu bir yana, her şeye kusur bulmak pek çekici bir özellik olmasa da hiçbir şeye takılmıyormuş gibi davranmanın da çok sağlıklı olduğu söylenemez. Okurlarımızdan 29 yaşındaki Güneş, ilişkisinde yaşadığı benzer durumu Cosmo'ya anlattı.

"Ergenliğimde ilişkilerimde baskın bir karaktere bürünüyordum. Sevgililerimi kısıtlıyor, görüşeceği insanlara karışıyor, bana olan tavır ve üslupları için (itiraf etmek gerekirse, bazen boş yere) sorun yaratıyordum. Bir ilişkimde bu tavrım ayrılmamıza sebep oldu; 'seni kim çeker ki' dediğinde kalbim çok kırılmıştı. Ama bu, bir şeylerin değişmek zorunda olduğunu anlamamı sağladı. Daha küçükken, ilişkilerde taraflar çocuksu olduğu için bir derece idare ediliyor. Fakat 20'lerin sonunda, karşı taraf sizden olgunluk ve anlayış bekliyor; çocukça kaprisler kesinlikle tolere edilmiyor. Yoğun ve stresli yaşam mücadelesinde sorun yaratan değil, sorunları göz ardı eden partnerler aranıyor. En son dokuz aydır birlikte olduğum sevgilime karşı tutumumu da bahsettiğim üzere şekillendirmiştim. 10 yıl önce daha farklıydı ama şu anda konu hayati değilse, boş yere mesele çıkarmakla hatta drama kraliçesi olmakla suçlanıyorsunuz; konuşmak istediğiniz mevzu ilişkinizi iyileştirmeye yönelik olsa bile... Biz kadınlar, ülkemizde kolayca 'dırdırcı' olmakla suçlanabiliyoruz. Sürekli televizyonlarda duyuyor, büyürken anne-babamızın kavgasında şahit oluyoruz bu uydurma söze. Dilimize yerleşmiş bir kere, en modern erkekten bile duyuyorsunuz. Fakat tüm bunlara rağmen bir süre sonra söylememek için dilinizi ısırdığınız cümleler size ağır gelmeye başlıyor. Saçma sapan bir anda tüm içinizde tuttuklarınız saçılıyor ortaya. Benim başıma gelen de tam olarak bu oldu. Bana kendimi değersiz hissettiren bir cümleyle, dilimin ucundakiler yokuş aşağı son sürat inişe geçti. Aldığım cevap ise 'Ne kadar doluymuşsun bana karşı. Abarttığını düşünüyorum çünkü gerçekten kırılmış olsan bana bunu hissettirirdin' oldu. Sorun yaratmamak için rahat ve geçinmesi kolay bir insan gibi davranmaya çalışmam çok daha büyük bir krize yol açtı. Günün sonunda ise ne yapmam konusunda kafam karışmış bir halde, tek başıma kalmıştım." İkili ilişkiler zaten yeteri kadar karmaşıkken, bir de belli dayatmalar yüzünden hissettiğiniz gibi davranamamak, işleri yokuşa süren ciddi bir faktör. Sizi rahatsız eden bir konuyu görmezden gelmek için duygularınızı iyi manipüle etmeniz gerekiyor. Bu size kendizi bir süreliğine de olsa güçlü ve kontrollü hissettirirken, dışarıya karşı çizdiğiniz "rahat kız" maskesi ardına gizlenen pasif imaj sinir bozucu olabiliyor. Evet, bu yöntemle ilişkinizde tartışmaların sıklığı azalmış görünüyor fakat bu çoğu zaman fırtına öncesi sessizlik anlamına da gelebiliyor.

%81 İlişkide partnerine hissettiklerini söylemek konusunda sıkıntı yaşayanlar yüzdesi.

Büyük Patlama
Michigan State Üniversitesi'nde asistan profesör olan Elizabeth Dorrance Hall şöyle anlatıyor: "Bir takım sebeplerle duygularımızı açıkça ifade etmeme eğilimi genç yaşta başlıyor. Ataerkil toplumlarda kadınların ilişkilerinde kendilerindense, başkalarının iyiliğine öncelik vermeleri ve uyum sağlamaları yönünde bir beklenti var." Bu davranış, büyürken etrafında bulunduğunuz ya da gözlemlediğiniz kadın-erkek ilişkilerinden yaptığınız çıkarımlarla bilinçaltınıza işlemiş olabilir. Annenizin, babanızın yanlışlarını görmezden gelmesi ve pek de makul olmayan bahanelere dayandırarak kendini avutması gibi... Bolca ödülün sahibi olan başrollerinde Lady Gaga ve Bradley Cooper'ın yer aldığı A Star Is Born/Bir Yıldız Doğuyor filminde, bu davranış biçimi filmin ana karakterleri olan "Ally" ve "Jackson"ın ilişkilerinin de temelini oluşturuyor.

Her zaman bastırılmış duyguların farkına varmak kolay değil. Kendinize karşı dürüst olduğunuzu düşündüğünüz dönemlerde bile, bir sorun karşısında sessizliğinizi koruduğunuz günler mutlaka vardır. Bu da karşınızdaki kişiden farkında olmadan adım adım soğumanıza sebebiyet verebiliyor. Peki ya sonra? Kendinizi daha fazla sıkamayacağınız gün gelip çattığında, en büyüğünden bir duygu patlaması kaçınılmaz oluyor. Kendinizi kaybedip tüm biriktirdiklerinizi son derece agresif bir üslupla tek seferde ortaya döküyorsunuz. Bu sefer "20 dakika geç cevap atman hevesimi kaçırıyor" yerine sinirle "Mesajıma cevap atman yarım gününü alacaksa biz neden birlikteyiz" çıkıveriyor ağzınızdan. Sorun yaratıyormuş gibi gözükmemek için kendinize sakladığınız duygularınız bu kez daha büyük yıkıma sebep oluyor. Sağlıklı bir ilişkide tüm bunları bu aşamaya gelmeden konuşmak belirleyici rol oynuyor. Hall: "Öncelikle farkındalığınızı artırmanız gerekiyor. İçten içe sizi kemiren bir problemi dile getirmek yerine içinize atmayı tercih ettiğinizi fark ettiğiniz an, konuyu açın. Tartışmaktan kaçmayın. Ne hissettiğinizden söz etmek sizi drama kraliçesi yapmaz, aksine doğru bir üslupla ifade ederseniz, karşı taraf çözüm odaklı olduğunuzu anlayacaktır" diyor. Tabii her olayı, yaşandığı anda enine boyuna konuşmanız gerektiği anlamına da gelmiyor bu. Zamanlamanın doğru olduğunu düşündüğünüz anları kollamanız önemli. Kendinizi açtıkça, çok daha rahatlayacak ve ilişkinize temiz bir zihinle konsantre olabileceksiniz. Bu ona cazip gelmiyorsa, size tek bir şeyi hatırlatmak isteriz; huzurlu bir yalnızlığın, huzursuz bir birliktelikten çok daha iyi olduğunu unutmayın.
BİZE ULAŞIN