Tüm ilişkilerin korkulu rüyası Aşk Üçgenleri

Hepimiz ya muzdarip olmuşuzdur ya içinde bulunmuşuzdur ya da ilişkideki en büyük korkumuzdur. Peki aşk üçgeni bir ilişkide neden oluşur? İç açıları toplamı kaçtır?

Giriş Tarihi: 19.11.2019 18:50 Güncelleme Tarihi: 19.11.2019 18:53
Özgür Uysal

Hepimiz ya muzdarip olmuşuzdur ya içinde bulunmuşuzdur ya da ilişkideki en büyük korkumuzdur. Peki aşk üçgeni bir ilişkide neden oluşur? İç açıları toplamı kaçtır? Neden biri ilişki içindeyken başka bir aşka ihtiyaç duyar? Ailenin, çocukluğun bundaki etkisi nedir? Nasıl önlenir? Tek suçlu aldatan mıdır? İşte tüm alan hesaplamalarıyla aşk üçgenleri.



TARİH KADAR ESKİ
Herkes başına geldiğinde ilk olarak şu soruyu sorar: "Neden benim başıma geldi?" Halbuki aşk üçgenleri bugüne kadar milyarlarca insanın yaşadığı durumdur. Tarihi de üçgenin bulunmasından bile eski zamanlara, mitolojik hikayelere dayanır. Hz. Adem ve Havva'nın hikayesinde bile üçgeni tamamlayan bir yılan vardır. Zeus, karısı Hera'yı pek çok kadınla aldatır. Anadolu mitolojisinde Attis, Kibele'yi; Roma mitolojisinde Tammuz, Juno'yu bir aşk üçgeni içine sokar. Sadece mitoloji değil, tüm çağlar bunun gibi aşk üçgeni hikayeleriyle doludur. Çünkü insan her çağda aynıdır. Bugün de araştırmalar ilişkideki en çok korkulan şeyin aşk üçgenleri olduğunu gösteriyor. Mesela IFS, ABD Aile Araştırmaları Şirketi'nin yaptığı ankete göre, aile kurumunu en çok tehdit eden unsur sadakatsizlik.




ÜÇGENİN İÇ AÇILARI
Bir aşk üçgeninde elbette en az üç kişi olması gerekiyor. Aldatan, aldatılan ve sevgili... Burada hipotenüsü aldatan kişi oluşturuyor. Çünkü her iki uca da en uzun kenarla bağlanan kişi o. Dolayısıyla en büyük sorumluluğu da o alıyor. Hepimiz önce ve hatta sadece aldatanı suçlarız. Çünkü etik olarak yanlış bir davranışta bulunmuştur ve suçludur. Aldatılan kurban, sevgiliyse ahlaksızdır. Psikiyatr ve Psikoterapist Dr. Alper Hasanoğlu, Aşkın Halleri kitabında konuyu üç farklı açıdan inceliyor. Hasanoğlu'na göre tek suçlu aldatan değil. Evlilik sonrası çocuğunu sevgilisi yerine koyup tutkularını kaybeden ve bundan dolayı aldatılan kişi de suçlu, çocuklukta maruz kaldığı aşırı ilgi veya ilgisizlikten dolayı kimseye güvenle bağlanamayan ve kendini her zaman aşk üçgenlerinin içinde bulan sevgili de suçlu. Hasanoğlu'na göre burada hem herkes suçlu hem de kimse suçlu değil. Asıl sorun ortaya çıkan aşk üçgeninde değil, her tarafın iç açılarının kendisinde. Karmaşık mı geldi? Anlatacağım. Sabırlı olun. Çünkü sabırsız olmak, Psycghologytoday, Apa.org ve kaçamak sitesi Gleeden'ın araştırmasına göre tarafların aldatma sürecine girmelerindeki en önemli faktör.



DOĞRU SORULAR
Aldatmanın bahanesi hep aynı. "Kendimi eskisi gibi hissetmek istediğim için." Peki, neden kendimizi eskisi gibi hissedemiyoruz? Eski yok. Şimdi var. Her aşk elbet biter. Önemli olan ilişkinin nasıl devam edeceği. Kuruluş amacı kaçamak olan Gleeden'ın kullanıcılarıysa, "Dozunda kaçamak yapmak ilişkinin ömrünü uzatıyor" diyor. "Aldatmayı engellemek için kaçamak yapmak komik aslında ama anlıyoruz ki herkes kendi penceresinden bakıyor ve kendisine bakmaya cesaret edemiyor. Şimdi hepsinin penceresinden bakalım ve birkaç soru soralım. Sevgili aldatılan, "Evet, biri sana kendini eskisi gibi hissettiremeyebilir. Unutmuş olabilirsin. Unutulmuş olabilirsin. Önemsemiyor olabilirsin. Başka önceliklerin olabilir. Ama ne zaman feda ettin ilişkini? O eski tutkulu kişi olmaktan ne zaman ve neden vazgeçtin? Vazgeçmeyebilir miydin?" Sevgili aldatan, "Kendini değerli ve eskisi gibi tutku dolu ve canlı hissetmek istediğini anlıyorum. Ama ne zaman bunu dışarıda aramaya başladın? Başta tüm enerjin ilişkinin içindeyken birden neden bu ilişkiyi feda etmek pahasına hazlarına yönelmeye karar verdin? Asıl aradığın ve istediğin ne? Onu anlık heyecanlarında bulabilecek misin? Yoksa bunu aslında içinde mi araman gerekiyor?" Ve sevgili, "Kimseye bağlanamamanı anlıyorum. Belki çocukken ilgi görmedin, belki çok sevdiğin birini kaybettin, belki de sana hep yalan söylediler ve sen de artık ciddiye almamaya karar verdin. Ama asıl önemli olan, hayatta 3'ncü kişi olmaya, yan rolü oynamaya ne zaman karar verdin? Kimseye, hiçbir şeye bağlanmıyorken aslında hiçbir şeyde derinleşmediğini, kendinle bile bağlanmadığını fark ediyor musun? Neden seçtiğin hayatı ipler elinde yaşamıyorsun? Neden kaçıyorsun?" Umarım herkes kendine doğru soruları soracak kadar cesur bir ay geçirir.

Burada hem herkes suçlu hem de kimse suçlu değil. Asıl sorun ortaya çıkan aşk üçgeninde değil, her tarafın iç açılarının kendisinde.

KENDİ İÇ AÇINI NASIL BULURSUN?
Aldatan kişilerin cümleleri genelde hep aynı. Kinsey Enstitüsü anketlerinde, "yatak odasında tatmin olamamak"; Dünya Sağlık Örgütü anketlerinde "tek eşli olma baskısı"; Gleeden anketlerinde "ilişkiye heyecan katmak" olarak karşımıza çıkıyor. Aslında temelde tüm aldatanlar aynı şeyi söylüyor, "Tatminsizlik!" Bir açıdan bakarsak, "Bırak pis tatminsizleri, ahlaksızlıklarına bahane buluyorlar" diyebiliriz ama arkasındaki nedenlere bakmak bizi daha çözüm odaklı yerlere götürebilir. Kişi aldatma eğilimi gösteriyorsa kendini güzel, yakışıklı, alımlı, değerli, iyi hissetmek istiyordur. Bu yüzden de tüm riskleri alarak kendini yeniden canlı hissettirecek aşk üçgenleri kurar. Öte yandan biri, bile bile iki kişinin arasına girip ahlaksız olmakla yüzleşmeyi göze alır. Sevilmek, değerli olmak istediği için. Ve biri, eski tutkunun olmadığına dair tüm sinyalleri görmezden gelir ve bir aşk üçgeni çıkana kadar sessizliğini korur. Bunlar bir anda olan şeyler değildir. Ya ilişkinin içinde baştan beri aldatma var olur ya da köklü bir ilişkide ortaya çıkacaksa önceden tüm sinyallerini verir. Bunu görmek ve düzeltmek her iki, hatta kendi değerini bulmayı da içine alırsak üç tarafın da elindedir.
BİZE ULAŞIN