Yeşilin 50 tonu

Memleketimin her yeri başka güzel elbette ancak Karadeniz kıyılarında doğanın ve yemeğin içinden geçmediyseniz yeterince gezmiş sayılmazsınız. İşte yemyeşil ve lezzetli bir paralel evren arayanlar için arabayla İstanbul'dan yola çıkıp Batum'a kadar dört tekerli, bol yaylalı ve şelaleli Karadeniz rehberi. Buyursunlar...

Giriş Tarihi: 02.01.2017 11:43 Güncelleme Tarihi: 02.01.2017 11:43

ÖZGÜR UYSAL

FOTOĞRAF: ISTOCK.COM

SAMSUN'DAN SONRA GALAKSİ DEĞİŞİYOR
Şimdi itiraf edeyim ben daha bir Ege insanıyım. Öyle cıstak cıstak dans edip 30 liraya lahmacun yiyen cinsinden değil de böyle uzak köşelerinde, kasabalarında kafa dinleyen, denize girip balık yiyen tipinden. Canım ülkemin her köşesi başka iklim başka kültür olan pek çok yöresine de gittim. Van gibi, Mardin gibi muhteşem illerimiz; Kapadokya ve Kaş gibi rüya tadında bölgelerimiz var. 'e ilk defa gidiyorum. Başlamadan peşinen söyleyeyim hayatımda karnımı ve ruhumu bu kadar doyuran başka bir bölgeye gitmedim. Gelelim konuya. 4 kişi, 1 araba, Eylül ayının başında, Bayram arifesinden 2 gün sonra, sabaha karşı 3'te yollardayız. Sabah klasik Bolu molası, ardından Kuzey otobanı ve öğlen saatinde Samsun. Özellikle hesapladık. Tavsiye ediyorum. Öğlen iyice açlık bastırınca Samsun'da pidelerin kokusunu içgüdüsel almaya başlıyorsunuz. Gülhan restoran var. Zaten girin Google amcaya sorun en tepede çıkanlardan. O pide yenecek arkadaş. Adamlar yapıyor. Ortaya söyleyip hepsinden lidıl lidıl yedikten sonra tekrar döndürüyoruz tekeri. Samsun'dan sonra artık yeşilin tonları tam anlamıyla "Merhaba" diyor. Bu noktadan sonra kemerleri bağlayın çünkü atmosfere giriyoruz. Çıkmıyoruz, giriyoruz. Çok değil, birkaç güne akciğerlerinizdeki bronşlar sabah erkenden dile gelip size teşekkür etmeye başlıyorlar. Hele ki Ordu, Giresun, Trabzon diye gitmeye başladıktan sonra yolun sol tarafı deniz, sağ tarafı yeşillik. Aralarda deniz kenarına yapılmış bol katlı peyzaj katillerini görmezden gelirseniz yolculuk ve manzara muhteşem bir keyfe dönüşüyor. Eğer bizim gibi sahillerde dura dura gittiyseniz Giresun ya da Trabzon civarında acıkmış olursunuz. O zaman iki tavsiyem var. Eğer saat çok geç değilse ki buralarda 9 geç bir saat örneğin o zaman Giresun'da yarım ada üzerine kurulmuş, harika yöresel yemekler yapan Doğal Dükkan Falez ya da Trabzon'daki Tarihi Kalkanoğlu Pilavcısı lezzetli duraklar.

UYUM SAĞLAMAKTAN ÇEKİNME
Restorandaki "Bana bırakıyor musun abi?" sorusunun Karadeniz'deki cevabı "Evet." Nitekim fiyatlar da rahat rahat kendinizi bırakabileceğiniz cinsten. Endişe yok. Görmemişler gibi her manzara karşısında duraklayarak uzun bir süre sonra varıyoruz Rize'ye. Merkezi küçük, marketi bol bir yer. Dönerken aklınızda bulunsun çarşı içindeki "Bizim Köy Yöresel Ürünler"i işaretleyin. Balı, peyniri, tereyağını, kavurmayı buradan alın. Ufak bir yer ama sahibi çok şeker, ürünleri de gayet güzel. O muhlamaları höpürdetirken "Yahu nasıl bu kadar lezzetli yapıyorsunuz" sorusuna "Kolot peyniri" cevabı aldığınızda bulacağınız doğru yer burası. Aklınızda o kadar lezzeti ve yağı ardı ardına gömerken "Bu kiloları ne yapacağız" sorusu da olmasın. Zira gündüz şelalelerden çıkıp yaylalara tırmanacaksınız. Oksijeni, bol yürümesi derken bünye kendiliğinden istiyor o yiyecekleri. Her yörenin kendi hayatta kalma yöntemleri var, yadırgamayın. Yutun, acımayın. Hele ki bir de yazın hemen ardından gittiyseniz o denizin, o suların bir güzel sıcaklık oranı oluyor ki evinizdeki ılık duş kıvamında. Serinlemesi bedava, öyle girince üşümesi, sonradan alışması falan da yok. Çekinmeyin atın kendinizi Karadeniz sularına, öyle üzerinizde tuz filan da kalmıyor. İki kurulanıp yola gönlünüzce devam edebilirsiniz.

DAHA DOĞU'YA SINIR DIŞINA DOĞRU
Sıradaki durak Artvin. "Buralarda nerede kalacağım" diye soranlar için pek çok opsiyon var. Çadırda kalmak için özel bölgelerden yayla otellerine kadar geniş bir yelpazede kalacak yer bulmak mümkün. Tamamen nasıl bir seyahat istediğinize ve nasıl bir ekiple gittiğinize bağlı. Artvin'e giderken de gene bir şelaleyle açılışı yapabiliriz: Mençuna Şelalesi. Osmanlı tarafından yapılmış iki taş köprü karşılıyor önce gidenleri. Ardından 20-30 dakikalık bir tırmanış. Tam "Yeter artık" dediğiniz noktada bir eski asma köprü göreceksiniz. Köprünün üstünde durun ve kafanızı sola çevirin. İşte yukarı doğru uçsuz bucaksız uzanan o saklı şelalenin ismi Mençuna. Çok yorulursanız taş köprülerin orada yemek yiyebileceğiniz bir yer var. Yok, biraz dayanırım diyorsanız Hüsrev lokantasında kuru fasulye ve pilav yiyin. "Yahu bir kuru fasulye ne kadar farklı yapılır ki" diye soranlara "Bu kadar" diyebilirim. Buradan sonra artık sınır yolculuğu başlıyor. Batum'a gidecekler için söylüyorum yol harika. Dağlar direkt denize doğru iniyor. Kenarlarından ağaçlar fışkırmış. Ara ara tünellerin içinden geçerek lebi derya bir yolculuk var. Sınıra geldiğinizde gene iki seçeneğiniz bulunuyor. Bunlardan ilki aracı sınırdaki otoparklara bırakıp yürüyerek geçmek. Eğer araç trafiği çoksa bu iyi bir seçenek ancak orada mutlaka bir tanıdığınız olmalı yoksa yoğun pazarlık sürecine girersiniz. Tanıdık varsa size hem şehri gezdirir hem de otelinizden restoranınıza kadar gösterir.

SINIRDAN ÇIKINCA HAYAT BAŞKA
Batum'da hayat pahalı değil. Elbette bilene. Zaten şehir düzenli ve küçük. Hepi topu iki meydanı var. Biri elinde altın post ile duran Medea heykeliyle dikkat çeken Europa Meydanı, diğeri saat kulesi ve kafelerle öne çıkan Piazza. Buralara yakın olursanız gezmeniz kolay olur. Halen vaktiniz varsa Europa Meydanı'ndan denize doğru yürüyüp güneşi batırın. Direkt denizin üstüne batıyor ve tablo gibi manzara oluşturuyor. Akşam yemeği için Tavaduri ya da Laguna güzel ama bizdeki garson misafirperverliği pek beklemeyin. Maaştan mı kültürden mi bilinmez servis biraz yavaş. Yemekler lezzetli neyse ki. Haçapuri ve armutlu gazozu da ayrıca tavsiye ederim. Batum'daki otellerin ve gazinoların yarısı Türk yatırımcı. Konsept olan restoranlar da öyle... Gece hayatına gelince bu konuda dikkatli olmak çok önemli. Buradaki gece hayatı genelde bizdeki Aksaray pavyon eğlenceleri kıvamında oluyor. Bu nedenle bir masaya oturduğunuzda mutlaka fiyatları önceden konuşun. Sonra kimliği bırakmak zorunda kalmayın. Taksiciler komisyon aldıkları için sizi kendi mekanlarına götürmek isteyecekler. Siz kendi araştırmanızı yapıp öyle gidin. Rotanızı siz seçin. Artık telefonla hepsine ulaşmak mümkün. Gideceğiniz yerler önceden belli olursa her yere vaktiniz kalır. "Yok, ben plana gelemem tatil yapacağım ve dinleneceğim" diyenler de kendilerini yeşilin tonlarına bıraksın. Nasıl gezdiğinizin önemi yok, unutulmaz bir deneyim olacak.

GEL GİDELUM ŞELALELERDEN YAYLALARA!
Yemekler yendi, rahatça uyundu ve sabah erkenden yola çıkıldı mı? O zaman istikamet Ağaran Şelalesi. Minik nehirlerin üstünden geçip, şelalenin altına girdiğiniz ve öyle uzun süre tırmanmadan görebileceğiniz saklı bir şelale burası. Kahvaltınızı da yapabilirsiniz. Önce şelaleye girip iyice acıkmanız şartıyla tabii. Zamanınız kısaysa, sabah sabah şelalelerde yüzmek cazip gelmediyse ve sadece harika bir kahvaltı ve manzara arıyorsanız o zaman Dağmaran Restoran'a gidin. Biraz tepelerde ancak bu kadar tepelere çıkmak bir tarafta vadi diğer tarafta boydan boya.

Rize manzarasını da beraberinde getiriyor. O değil de bir menemen, bir muhlama yapıyorlar biz ruhumuzu teslim ettik. Sonra semaver çay ve yanında baklavayla ruhları geri getirdik. Yetmedi, sarmalarla konuyu pekiştirdik. Aynı sistemi uygulayın, pişman olmazsınız. Karnımız doyduysa başlayalım mı? Rize'den sonra elbette o Ayder Yaylası'na çıkmak gerek. Beklentilerinizi bu konuda çok yüksek tutmayın. Ayder ismi bir marka olmuş durumda. Arabayla da çıkılabildiği için her yer otel, restoran olmuş. Yayla nerede diye ararken ufak bir çimenlik gördük. Orasıymış.

Üzülmeyin. Aslında başka boyuta geçeceğiniz yaylalara çıkış da buradan başlıyor. Tavsiyem Avusor ya da Pokut. Şimdi iki tane opsiyonunuz var. Buraya normal bir araçla çıkmak mümkün değil. Ya bölgeden 4x4 taksi tutup çıkacaksınız (Tutarı yaklaşık 150 TL) ya da kolları sıvayıp 20-30 kilometre yürümeyi göze alacaksınız. Kendinizi nasıl daha iyi hissedersiniz? Hangi yolu seçerseniz seçin, o yaylaların tepesinde, bulutların üstünde, sadece yeşillik ve birkaç tek katlı yayla evine karşı oturduğunuzda tüm yorgunluk ve harcanan paralar geride kalacak. Söz veriyorum.


BİZE ULAŞIN