YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.cosmopolitanturkiye.com

Mesajların ardına saklanmayın

Her şeyin son sürat ilerlediği sanal bir çağda yaşıyoruz. Kalp emojisiyle başlayan aşklar, kızgın suratla çıkmaza giriyor ve el sallayan emoji ile bitiyor. Araştırmalar toplumun azımsanmayacak bir bölümünün meseleleri yüz yüze ya da telefonda görüşerek halletmek yerine mesajla çözmeyi tercih ettiğini gösteriyor. Bu durumsa akıllara şu soruyu getiriyor: Ekranda beliren harfler bizi gerçekten ne kadar ifade ediyor?

ELİF NAZLI DURAN

FOTOĞRAFLAR: MILOSSTANKOVIC / ISTOCK.COM

"Bunca şeyi yazmak yerine neden beni aramıyor?" Kim bilir siz de bu sinir bozucu soruyu kendi kendinize kaç kere sordunuz... Belki de başkaları aynı şeyi sizin için düşündü. Üstelik, mesaj atan kişi bir yakınınız olduğunda ve doğum gününüz gibi önemli bir konuyu bu iletişim yoluyla halletmeye çalıştığında durum daha da kötüleşebiliyor. Gerçekten de, doğum günü, yılbaşı veya önemli başka diğer günlerde, onların sesini duymayı ve hatta yüz yüze görüşmeyi arzu ettiğiniz değerli insanların, mesaj atmayı tercih etmeleri ne kadar doğru? Ya da bir türlü çözümlenemeyen bir ilişki probleminin karşılıklı konuşulup tartışılması yerine sürekli olarak mesajlaşarak ortadan kaldırılmaya çalışılması ne kadar sağlıklı? Biz bu soruların yanıtını merak ettik ve uzmanlara danıştık. Onlarsa sorularımızı yanıtlamadan önce başka bir konuda birleştiler: Doğru ya da değil, günümüzde gerçek şu ki, insanlar fiziksel olarak kendilerini sizden uzaklaştırmayı ve bunun yerine hayatınızdaki varlıklarını dijital sürdürmeyi daha fazla tercih ediyorlar.

MİMİK YOK, SES TONU YOK, VÜCUT DİLİ YOK
Evet, mesajlaşmak oldukça hızlı, bu bir gerçek. Mesajlar sayesinde bir düşünceyi, duyguyu, soruyu veya bilgiyi anlık olarak bir başkasına iletebiliyoruz. Bunu herkes yapıyor. Belki tam da bu satırları okurken siz de bir yandan bunu yapıyor, toplantılarda bile masanın altından gizlice birilerinden mesaj gelmiş mi diye telefonunuza bakıyorsunuz... Kafede kahvenizin gelmesini beklerken veya eşinizle bir konu üzerinde konuşurken de…

Hatta bazen hayatınızı bile tehlikeye atarak, otomobil kullanırken dahi mesajlaşmaya çalıştığınız olmuştur. Örnekler çoğaltılabilir hem de araştırma sonuçlarıyla, gerçek verilerle. Örneğin yapılan araştırmaya göre yetişkinlerin yüzde 33'ü (18-22 yaş arasında yüzde 77'si) mesajlaşmayı tüm diğer iletişim yöntemlerine (yüz yüze görüşme dahil) tercih ediyor. Yetişkinlerin üçte biri mesajlaşmayı telefon görüşmesi yapmaya tercih ediyor. 50 yaş altı yetişkinlerde mesajlaşma artık temel iletişim yöntemi haline gelmiş. Yine bu grup, mesajlaşmayı telefon görüşmelerine kıyasla beş kat daha fazla tercih ediyor ve akıllı telefonlarını günde ortalama 4.9 saat kullanıyor. Yani özetle günümüz insanı mesaj yazmayı diğer iletişim yöntemlerine kıyasla çok daha fazla tercih ediyor. Öyleyse gelelim esas soruya; peki onların bunun sonucu ortaya çıkan iletişim kopuklukların yarattığı problemlerden haberleri var mı? Ne yazık ki, hayır. Mesajlaşmanın hızı ve kolaylığı günlük hayatta bizleri öylesine cezbediyor ki onu kullanarak direkt iletişimden (pozitif veya negatif) gitgide daha fazla kaçındığımızın farkına varamıyoruz. Ve bir süre sonra bunu sadece bizden uzak olan kişilere değil, yakın olanlara da yapmaya başlıyoruz. Birisiyle sohbet etmek önemli bir iletişim tekniği ve kişinin kendisiyle ilgili düşüncelerini, duygularını, sevdiği ve sevmediği şeyleri veya hedefleri gibi bilgileri bir başkasına aktarmasıyla gerçekleşiyor. Bu bilgilerin bir başkasıyla paylaşımı, bir soğanın zarlarını sıra sıra soymaya benziyor. Her bir zarı soyduktan sonra kendiniz ve karşınızdaki kişi hakkında yeni bir şey açığa çıkıyor. Karşılıklı şeffaf ve dürüst bir açılım, zamanla ilişkinin gelişmesini ve güçlenmesini sağlıyor. Bir insanın kendisini bir başkasına açması hiç bitmeyen bir süreç. Herkes en yakınındaki kişinin soğanının çekirdeğine olabildiği kadar yaklaşmaya çalışır. Mesajlaşmaysa bu çekirdeğe ulaşmanın önünde bir engel çünkü bu platformda ne görüntü ne de ses olarak karşınızda bir muhatap bulunmuyor. Mimik, ses tonu, vücut dili ve daha milyonlarca benzer sözsüz iletişim kaynağından yoksun olan mesajlaşma, iletilmeye çalışılan mesajın ağır yükünü ekranda beliren harflerle karşılamaya çalışıyor. Oysa bu imkânsız bir görev. Evet, mesajlaşama günlük önemsiz işlerin halledilmesi için oldukça etkin bir yöntem olabilir. Ancak sadece mesajlaşarak sevgi, aşk gibi pozitif ya da öfke, sitem gibi negatif duyguların karşı tarafa tam olarak aktarılması asla beklenmemeli. Yakın bir ilişkiyi mesajlaşmayla yönetmeye, büyütmeye ve güçlendirmeye çalışmak daima bazı aksaklıkları da beraberinde getirebiliyor. Yapılan kapsamlı araştırmalar gösteriyor ki, yakın ilişkilerinin sağlıklı yürümesi için mesajlaşmayı bir araç olarak kullananlar, çelişkili ve tutarsız durumlarla yüzleşmek zorunda kalabiliyor. Diğer deyişle, telefon konuşması veya yüz yüze konuşmak yerine mesajlaşmanın tercih edilmesi sanal, gerçek olmayan bir yakınlığı beslese de bu durum aslında ilişkilerin denge ve değerinin azalmasına yol açıyor.

TAMAMEN BIRAKMAK MÜMKÜN DEĞİL AMA...
Öte yandan mesajlaşmaktan uzaklaşmamız mümkün değil. Zaten burada empoze etmeye çalıştığımız da bu değil. Gerçek şu ki mesajlaşmayı seven bir kültürüz. Hatırlamamız gereken; mesajların, cep telefonu görüşmelerinin, yüz yüze görüşmenin yanında destekleyici olarak kullanıldığında ilişkileri güçlendirdiğini bilmek. Araştırmalar da, mesajlaşmanın en uygun kullanımının karşılıklı görüşmeye destek olarak benimsenmesi, onun yerini alacak bir araç olarak görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor. Yani, yüz yüze konuşmayı kocaman bir açık büfe gibi kabul edersek, mesajlaşmayı bunun içinde birazcık sos olarak gibi düşünebiliriz. Örneğin evli bir çift için, bu büyük yemeğin içerisinde aşk, inanç, umut ve güven gibi temeller ancak günden güne, uzun süren bir karşılıklı iletişim sonucu inşa edilebiliyor. Özellikle ortada bir anlaşmazlık varken, bu anlaşmazlığı mesajlaşmayla çözmek yerine, bu iletişim yönteminden vazgeçerek yüz yüze görüşmeyi tercih etmek, anlaşmazlığı çok daha derinleştiren yanlış anlamaların önüne geçilmesine yardımcı oluyor. Kopuklukların çoğu genelde bir kutlama, anma, tebrik gibi basit görünen bir olayla başlıyor ve ciddi durumlarda devam ediyor. Beyinde şartlanma, bir davranışın tekrarından kaynaklanıyor. Telefon konuşmalarındaki ses iniş çıkışları, tonlama ve diğer nüansların duygularınızı taşımasına izin verin. Bir sevdiğinizi ziyaret ettiğinizde o gülüşlerin, sarılmaların veya birlikte geçirilen o kaliteli zamanın değerini bilin. Ancak onlar sayesinde yakınlarınızla olan ilişkilerinizin gelişmesine, güçlenmesine ve idare edilebilmesine yardımcı olabilirsiniz. Unutmayın, mesajlaşarak bunu asla başaramazsınız!

SOSYAL PLATFORMLARDA HESAPLAŞMAK ÇOK YANLIŞ
Zamanımızda önemli bir eğilim de, birbirine öfkelenen kişilerin, Twitter, Instagram ya da Facebook hesaplarına yazdıkları iletiler aracılığıyla yaptıkları göndermeler. Hedef alınan kişiye, öfke ya da kırgınlık gibi hisleri direkt olarak ifade etmek yerine diğer kişilerin de okuyacağı şekilde bu platformlarda ortaya saçmak aslında önemli bir iletişim hatası. Hem üçüncü şahısların şahitliğinde, ilişkileri bir daha onanmaz şekilde bozabiliyor hem de hedef alanın da hedef olanın da prestij kaybı yaşamalarına yol açabiliyor.

BİZE ULAŞIN