Rekabet nerede başlar, nerede biter?

Modern zamanlarda hayat, rekabet üzerine kurulu. Ancak artık çevrenizdekilerin depresyon, anksiyete, obsesiflik gibi aslen ruhsal problemler başlığı altında toplanan rahatsızlıklar konusunda bile yarış halinde olduğunu görebilirsiniz. Kimi iş yoğunluğu dolayısıyla depresyonda, kimiyse patronunun tavrı dolayısıyla anksiyeteyle yüz yüze. Peki, buraya nasıl geldik?

DERLEYEN: REYHAN GÜNEŞ
FOTOĞRAFLAR: SKYNESHER/ISTOCK.COM

Klasik bir pazar günü, her zaman gittiğiniz kafeden eve döndünüz ve biraz müzik açarak üzerinizdeki pazar uyuşukluğundan kurtulmaya çalışıyor, yalnızca birkaç saat sonra ofis masanızda olacağınız gerçeğini kabullenmekte zorlanıyorsunuz. Elinize telefonunu alıp Instagram'da gezinmeye başlıyor ve iş depresyonuyla ilgili karşınıza çıkan komik içeriği önce beğeniyor, sonra işteki en yakın arkadaşınıza gülen surat emojileriyle gönderiyorsunuz. Son 10 yılda dünya, bugüne dek görülmemiş hızla değişti. Artık neredeyse tek tuşla halledemeyeceğiniz hiçbir durum veya ulaşamayacağınız hiçbir hizmet yok. Bir zamanlar ebeveynlerimizin bırakın dile getirmeyi yaşadığını bile fark etmediği sorunlar, bizim günlük hayatımızın parçası haline geldi. Demi Lovato, Lady Gaga, Miley Cyrus ve Russell Brand gibi ünlüler sık sık kamera karşısına geçip depresyon, anksiyete, bipolar bozukluklar gibi ruhsal sorunlarını dile getiriyor ve kendilerini izleyen milyonlardan "Evet, ben de aynı durumu yaşıyorum" cevabını alıyorlar.

YANLIŞ YAKLAŞIM
İnsanların öğle yemeğinde yediklerinin bile kendilerine nasıl hissettirdiğini paylaştığı günümüz dünyasında ruhsal problemlere işaret eden terminolojinin sosyal medyada sıklıkla yanlış kullanıldığını görüyoruz. İnsanlar kozmetik ürünlerini karşılaştırır gibi ruhsal durumlarını karşılaştırıyor, basit bir durumdan bahsedercesine intihara işaret eden siyah-beyaz fotoğraflar eşliğinde anksiyeteleri hakkında espriler yapıyor. Rehber Psikolog Athena Lazarides, "Ruhsal bozuklukları normalleştirmekle patolojik semptomları romantize etmek arasında fark vardır" diyor. 21 yaşındaki Youtube yıldızı Savannah Brown, geçtiğimiz yıl yayımladığı, 472 bin izleyiciye ulaşan Romanticization Of Mental Illness isimli videoda yaşadığı anksiyete ve yeme bozukluğu sorunlarına değiniyor. Brown, "Anksiyete sorunu yaşamak son dönemde trend haline geldi" diyor ve sosyal medyada karşımıza çıkan o görüntülerin gerçekten hasta biri için veya yüksek anksiyete sorunu nedeniyle gitmek istediği partiye veya etkinliğe gidemeyenler için hiç de komik olmadığının altını çiziyor. Ruhsal bozukluklara yardım kurumu Mind'da çalışan Kıdemli Basın Danışmanı Jenni Regan, "Teşhisi konulmuş hastalıkla kendinizi yorgun veya mutsuz hissetmek arasında fark vardır. Ancak günümüzde anksiyete o kadar yaygın bir durum ki, çoğu vakada birinin yaşadığı diğerininkine uymuyor" diyor. Acı, insanlık tarihinin hiç yabancı olmadığı bir durum. Yüzyıllardır edebiyat dünyası acı çeken kahramanlar üzerinden hikayeler üretiyor. Günümüzde Lana Del Ray, 'mutsuz estetik' algısı üzerinden kendi müzik kariyerini oluşturdu. Bizse hayatımızın belirli dönemlerinde tüm dünyanın bize karşı olduğunu düşündüğümüz günler yaşıyoruz. Lazarides, "Birkaç semptomu göz önünde bulundurarak kendinize teşhis koymak hayli tehlikeli. Bu Google'a baş ağrısı yazdığınızda kısa sürede kanser olduğunuz sonucuna varmanız gibi bir durum. İnternet en ufak negatiflikte bizi en olumsuz sonuca yönlendirmeye meyilli bir mecra. Sevgilinizden ayrıldığınız için kızgın veya üzgün olmanız depresyonda olduğunuzdan ziyade kalp kırıklığı yaşadığınız anlamına geliyor. İnternetle ilgili en önemli sorun, her an herkesin yorumlar kısmında buluşabiliyor olması. Buradaki sohbetler dolayısıyla yanlış yönlendirilebiliyoruz. En ufak ruhsal sorunu bile tespit ve tedavi etmek için yıllar süren eğitim sürecini tamamlamak gerekiyor. Açıkçası bu durumun dişçiye gidip apandisit ameliyatı olmaktan farkı yok" diyor.

SOSYAL MEDYANIN ETKİSİ
Lazarides, sosyal medyanın bu tarz sorunlarla uğraşanların seslerinin kaybolmasına neden olmanın yanı sıra kimlik arayışındakileri ve ruhsal problemlerin eşiğindeki bireyleri de olumsuz etkilediğini söylüyor: "Bu noktada kişilerin dönüp kendine bakması gerekiyor. Sosyal medyada kimi takip ettiğimiz tamamen bize kalmış bir seçim süreci. Aşırı zayıf olmayı veya kendine zarar veren hareketler içinde olmayı öven içerikleri mi beğeniyorsunuz? Bu içeriklerle nasıl bir bağ kuruyorsunuz? Kötü geçen günün ardından ana sayfanıza durumunuzu özetleyen içeriği komik bulmanız elbette normal. Fakat takip ettiğiniz hesaplar dolayısıyla art arda anksiyete, acı ve kilo kaybı temaları etrafında hazırlanmış içeriklere maruz kalıyorsanız bir şekilde hissettiklerinizin ne anlama geldiğini anlamaya çalışıyorsunuz demektir ve bu konuda sosyal medyadan daha iyi bir yol göstericiye ihtiyacınız var" diyor. Bu içerikler ne hissettiğinizle ilgili yanlış yönlendirmeye neden olabileceği gibi daha iyi hissetmenin elinizde olduğu konusunda da sizi yanıltabilir. Uzun zamandır kişiliğinizi yöneten hisleriniz, mutluluğun korkutucu görünmesine neden olabilir. Tüm bu 'mutsuz estetik' algısını bir kenara bırakıp yüzünüzü sağlıklı tarafa dönmek kendiniz için yapabileceğiniz en doğru hareket. Öncelikle yakın çevrenize dönün ve bu konuda yardım almanızı sağlayacak birilerine durumu açıklayın. Bu telefonunuzdan ve bilgisayarınızdan kopmak anlamına gelmiyor. İnternet pozitif düşünceye yönelmenize sağlayacak onlarca kaynağa sahip. Önemli olan kimi takip ettiğinize, neleri okuduğunuza ve hayata geçirdiğinize dikkat etmek ve ciddi sonuçlara neden olabilen ruhsal bozukluklar hakkında rekabeti bir kenara bırakmak.

BİZE ULAŞIN