Yeni nesil klostrofobi trafik

Bir kutuya sıkıştığınızı ve saatlerce hareketsiz kaldığınızı düşünün. İstanbullular, her gün ortalama iki buçuk saat bunu yaşıyor. Büyük şehirlerin neredeyse tamamının muzdarip olduğu trafik; hem fiziksel hem de psikolojik olarak bizi yıpratıyor.

LARA AKYEL

FOTOĞRAF: FERRANTRAITE/ISTOCK.COM, NOSYSTEM IMAGES/ISTOCK.COM

Güne kötü başlamak için herkesin değişik bahaneleri var. Kimi için o günün pazartesi olması yeterliyken, bir başkasını gireceği sınav veya mühim toplantı geriyor olabilir. İstanbul'da yaşayanların birçoğuna göre ise trafiğe girmek güne kötü başlamak için başlı başına yeterli bir sebep. Ng Araştırma Şirketi'nin İstanbul'un dört bir tarafında yaşayan, çeşitli meslek gruplarından 15-64 yaş arasındaki 1000 kişi ile gerçekleştirdiği araştırmada, her 10 kişiden dokuzu yoğun trafikten olumsuz etkilendiğini belirtmiş. Hem fiziksel, hem de psikolojik yönden bizi zorlayan trafik, aynı zamanda klostrofobiyi yani kapalı alan korkusunu da besliyor. Bir anksiyete bozukluğu olarak tanımlanan klostrofobiyi küçük ve dar alanlarda bulunmak tetikliyor. Kısıtlı hareket alanının sebep olduğu sıkışmışlık hissi, asansörde, cam olmayan bir odada ya da küçük bir mağarada ortaya çıktığı gibi her gün saatlerce trafikte kalmanız durumunda da açığa çıkabiliyor. Günümüzde klostrofobiyi tetikleyen etkenlerden sayılan trafikle yaşamak zorunda olanlar ise kendilerince bir taktik geliştirmek durumunda. Kimileri trafiğin en yoğun olduğu saatleri atlatmak için oyalanırken, kimileri daha ekstrem yollara başvurabiliyor. Tıpkı trafiğe kalmaktansa uykusuz kalmayı tercih eden 27 yaşındaki klostrofobik okurumuz Yağmur gibi.

"Sabah dörtte kalkıyorum"
"İş yerim evime uzak olduğu ve kullanabileceğim toplu taşıma araçları kısıtlı olduğu için birkaç yıl önce araba almıştım. İlk zamanlarda trafik katlanılır boyuttaydı fakat son senelerde korkunç hal aldı. Sakin kalmak için müzik dinliyor, komik radyo programlarıyla kafa dağıtmaya çalışıyordum. Bir noktadan sonra, bu yöntemler beni idare etmemeye başladı. Normalden fazla trafiğe kaldığım günlerde migrenim tutuyor, soğuk terler döküyordum. Araba dar geliyordu sanki, birkaç defa kendime gelebilmem için arabadan inmem gerekti. Fazla dar alanlarda bulunmak beni hep germiştir, trafik bu korkumu besledi. Bununla baş etmek için kulağa saçma gelse de kendimce bir yöntem geliştirdim. Bu yöntem ile yolumu uzatsam da trafikten kurtuluyorum hiç olmazsa. Bir saatlik yolu epeyce uzatarak işe üç buçuk saatte gidiyorum. İşin daha da çılgınca kısmı bunun için saat dörtte kalkıyorum. Ne kadar erken yatarsanız yatın, saat dörtte uykunuzu almış olarak uyanmanız pek mümkün olmuyor. Hava henüz karanlık olduğu için beyin uyku modunda oluyor haliyle. Çevremdekiler bu yaptığımı mantıklı bulmuyor fakat ben uykusuzluğu trafikte kalmaya yeğlerim. Trafikte yaşadığım sıkışmışlık hissinden kurtulmak için her şeyi yapabilirim."

Nöroloji Uzmanı Dr. Mehmet Yavuz, trafikte sıkışıp kalmanın çaresizlik ve haksızlığa uğramışlık hissi yarattığını belirtiyor. Daha güne yeni başlamışken maruz kaldığınız stres, toleransta azalmayı, baş ağrısını, dikkat eksikliğini ve kolay sinirlenmeyi tetikliyor. Türkiye'de birçok kişi trafik dolayısıyla sinir küpüne dönüşerek negatif enerji saçıyor. Bu stresi duygusal yönden çok daha kırılgan bir ruh haline girerek üzerinden atanlar da mevcut.

"Her gün ağlıyordum"
34 yaşındaki Bengi ise trafiğin duygusal yönden onu zayıf bir insana dönüştürdüğünü şu şekilde anlatıyor: "Küçüklüğümden beri yollardayım. Okulum evime uzaktı, işim de uzak. Okuldan çıkıp 20 dakikada evinde olan arkadaşlarımı çok kıskanırdım. Okulun bitmesini iple çekerken, hayalimdeki işi de evimden uzakta buldum. Uzun süre kabullenmeye çalıştım. Evimi seviyordum, evet uzaktı ama hafta sonları evimin yakınlarındaki sahile çıkıp keyif yapabiliyordum en azından. Olumlu düşünerek pozitif kalmaya çalıştım. Bu iyimser tavır her geçen gün daha da artan trafikle sona erdi. Trafikte kaldığım zamanlarda içimdeki Pollyanna yatağın altında saklanıyor gibiydi. Neden böyle bir hayat yaşadığımı, neden taşınmadığımı sorguluyordum. Bir noktadan sonra hafta sonu sahildeki keyifli dakikalar, hafta içi saatlerce trafikte kalmanın beni soktuğu depresif halin gölgesinde kalmaya başladı. Özel aracım ya da toplu taşıma araçları, hangisiyle olursa olsun trafiğe çıktığımda ilk frende gözlerim doluyordu ve dişlerimi sıkmaktan çenem kasılıyordu. Düzenli olarak her gün eve gelip ağlamaya başladığımda psikolojik yardım almaya karar verdim. Şimdi beşinci seanstayım, trafikle yaşamayı öğrenmeye çalışıyorum. Trafiğin en yoğun olduğu günler ve yağmurlu havalarda trafiğe girmemeye, oyalanarak yoğun trafiği atlatmaya çalışıyorum. Bir yandan da ev bakıyorum, trafiğin hayatımda böylesine radikal değişikliğe sebep olacağını hiç düşünmezdim." Herkesin trafikte kalmaya verdiği tepki ve onunla baş etme biçimi farklı. Klostrofobik insanlar içinse bir yerden bir yere gitmek tam bir kabus gibi. Dr. Mehmet Yavuz; "Uzun süre trafikte kalmak küçük bir kutuda saatlerce beklemek gibi bir etki yaratabilir. Bu durum klostrofobik insanların hayatlarında yaşamak isteyecekleri son his. Kapana kısılmış gibi hissetmek panik atak ve nefes tıkanıklığını beraberinde getiriyor. Aynı zamanda ellerde ve ayaklarda kilitlenme yaşanabiliyor. Bu da fiziksel yorgunluğun ötesinde ruhsal tükenmişliğe sürüklüyor" diyor.

Tüm bunlara rağmen, Türkiye'de trafiğe kayıtlı araç sayısı her gün artıyor. Türkiye İstatistik Kurumu'na göre, Ocak sonu itibarıyla trafiğe kayıtlı toplam araç sayısı 22 milyon 300 bin'in üzerine çıktı. Hem şikayet edip, hem de hız kesmeden araç satın alıyor olmamıza akıl sır erdiremesek de, hayatımızı sağlıklı bireyler olarak sürdürmek için trafikle baş etmeyi öğrenmekten başka çaremiz yok.

Sakin Kalın
Stresli bir günün sonunda tek yapmak istediğiniz eve gidip uzanmakken, daha fazla para harcamanıza sebep olacak alışveriş merkezlerinde oyalanmak ya da sürekli dışarıda yiyerek kilo almanızın önünü açmak çok makul değil. Trafiğe çıkmaktan korkmayın fakat kendinizi hem psikolojik hem de fiziksel yönden korumayı da ihmal etmeyin. Dr. Mehmet Yavuz; "Sinirlerinize hakim olamayacağınızı anladığınız an, derin nefesler alın. Karnınızı şişirerek nefes alıp verin ve bunu en az beş kere tekrarlayın. Sizi geçmeye çalışan insanlara sinirlenmek yerine, yol verin. Küfür etmeyin. Sandığınızın aksine küfür etmek sizi rahatlatmak yerine kavga etmek için gaza getirebilir" diyor. Trafikle savaşmak, durmaksızın evinizi ve işinizi sorgulamaktansa bu durumu kabullenerek, baş etmek için strateji geliştirin. Fiziksel sağlığınız içinse daha bilinçli davranmanız şart.

Fiziksel Boyut
Trafikte kalmak psikolojinizin yanı sıra, kas-iskelet ve kalpdamar sistemimizi de olumsuz etkiliyor. Doç. Dr. Defne Kaya; "12 ay boyunca trafikte uzun süre kalan kişilerde bel ağrısı görülme oranı yüzde 50, diz ağrısı görülme oranı yüz 49, sırt ağrısı görülme oranı ise yüzde 38" diyor. Bunlara ek olarak, kas kuvvetinde azalma, duyu kaybı ya da aşırı duyu hissi, baş ağrısı, yorgunluk, denge sorunları ve hareket kontrolünde bozukluklar ile yaygın eklem ve kas ağrısı da trafikte uzun süre kalmanın sebep olduğu sağlık problemleri arasında. Trafikte kalmanın duyu kaybına neden olacağı aklınıza gelir miydi? Doç. Dr. Defne Kaya; "Araç içinde uzun süre trafikte kaldığınızda motorun oluşturduğu vibrasyon kas, sinir, kıkırdak, bağlar ve eklemlerde mikro-travmalar oluşturuyor, bu da duyu kaybını beraberinde getiriyor" diyor. Bununla birlikte, elin direksiyona teması el bileğinde sinir sıkışması olarak bilinen Karpal Tünel Sendromu'nu tetikliyor. Dolaşım bozukluğuna bağlı olarak birden fazla parmakta hissedilen soğukluk, ilerlediği evrede ağrı, açık yara ve hatta kangrene varan Raynaud Hastalığı'na da sebep olabiliyor. Fakat bilinçli davranarak ve birtakım önlemler alarak, kulağa son derece korkutucu gelen bu hastalıklardan korunmanız mümkün. Doç. Dr. Defne Kaya trafikte sıkışıp kalmışken vücudumuzu rahatlatmak için neler yapabileceğimizi şu şekilde açıklıyor;

Oturmadan önce arka cebinizde ne varsa çıkartın. Kalça seviyenizin farklı olması bel ve sırta binen yükü artırır.

Oturduğunuz koltuğu 30-40 derece geriye yatırın. Koltuğun bel kavsinizi kavradığından emin olun.

Kalçalarınız dizlerinizle aynı hizada olmalı. Bu hem belinize binen yükü azaltır hem de vibrasyondan az etkilenmenizi sağlar.

Dizinizin arkası oturduğunuz koltuğun önüne temas etmemeli. Dizin arkasından geçen damarlara üzerinde uzun süre baskı oluşması hem ağrıya neden olacak hem de kan dolaşımını olumsuz etkileyecektir.

Direksiyonu tepeden tutmak yerine iki taraftan tutun. Böylelikle omuz, boyun, sırt ve kolunuza binen yükü azaltabilirsiniz.

Direksiyonu tutarken el bileklerinizi düz tutun. Bükülü tutmak sinir sıkışması yol açıyor.

Başınızı sağa, sola ve yanlara doğru eğerek boyun kaslarınızı hareket ettirin.

Omzunuzu kulaklarınıza doğru çekip, bırakın.

Arabadan iner inmez eşyalarınızı almayın, özellikle bel ve sırtınıza bir dakika dinlenme süresi tanıyın.

İstanbul Kaçıncı Sırada?

Dünya çapında araştırmalar yapan Numbeo'nun bu yıl tespit ettiği dünyanın en yoğun trafiğine sahip şehirler listesinde İstanbul sekizinci sırada. İlk 10 aşağıdaki gibi;

Kalküta, Hindistan

Delhi, Hindistan

Mumbai, Hindistan

Pretoria, Güney Afrika

Manila, Filipinler

Cakarta, Endonezya

Tahran, İran

İstanbul, Türkiye

Kolombo, Sri Lanka

Mexico City, Meksika

BİZE ULAŞIN