YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.cosmopolitanturkiye.com

la buluştuğunda

Tasarım ve sanat dünyası arasındaki çizgi, her geçen gün bulanıklaşırken moda sahnesi sık sık yürüyen sanat eserleri’ne ev sahipliği yapıyor. Yetişkinlere özel masallar niteliğindeki bu renkli işbirliğinin tarihine saygı duruşunda bulunuyoruz.

REYHAN GÜNEŞ

sürekli yenileniyor. Her sezon başka trendlerin peşinde buluyoruz kendimizi. Son birkaç yılın en büyük trendiyse tahmin edebileceğiniz gibi 'keyfime göre' algısı ekseninde gelişiyor. Bu yüzden kimi zaman sokaklarda sürreal topuklarla takılırken kimi zamansa partilere pijama takımlarla katılıyoruz. Demna Gvasalia ve Gosha Rubchinskiy gibi isimler, alt kültürü bugüne dek görülmemiş cesaret gösterisiyle moda sahnesine taşıyor. Couture tasarımlarla lüksün merkezine hitap eden moda, diğer yandan sokağın nabzını tutuyor. Tüm bu çatışmanın arasındaysa uzun yıllara dayanan moda ve çağdaş işbirliği yerinden ödün vermeden, dimdik duruyor.

ELSA SCHIAPARELLI – SALVADOR DALI

1920 ve 30'larda Chanel'in en büyük rakiplerinden Elsa Schiaparelli, Salvador Dali ve Jean Cocteau gibi avangart sanatçılarla yaptığı işbirlikleriyle moda tarihi adına önemli adımlar atıyor. 1937'de Jean Cocteau'nun verdiği resimden ilham alan Schiaparelli'nin tasarladığı paltoyu görüyoruz. Profilden iki yüz gördüğümüz tasarım, optik illüzyonu sayesinde çiçeklerle dolu vazo olma özelliği taşıyor. Schiaparelli'nin en ikonik tasarımlarıysa Salvador Dali'yle imza attıkları. Bunların başında 'ayakkabışapka' geliyor. Schiaparelli, bu tasarımda ilhamını Salvador Dali'nin eşi tarafından çekilen omzunda ve başında ayakkabı olan fotoğraftan alıyor. Bir diğer ikonik tasarımsa Schiaparelli'nin Sonbahar-Kış 1937 koleksiyonunda yer alan 'ıstakoz elbise'. Elbisenin üzerine ıstakoz çizen Dali, ıstakozun bazı bölgelerine mayonez sürmek istemiş ama Schiaparelli bunu kabul etmemiş. Risk almakta bu kadar cesur davranan ikilinin işbirliği moda tarihinin unutulmazları arasında yer alıyor.

YVES SAINT LAURENT – PIET MONDRIAN

1965 yılına geldiğimizde döneme damga vuran Yves Saint Laurent'in Hollandalı Ressam ve De Stijl akımının yaratıcısı Mondrian'ın tablolarından ilham alan tasarımlarını görüyoruz. Enine ve boyuna siyah çizgilerin ve ana renklere boyanmış dikdörtgenlerin kullanıldığı tasarımlar, kusursuz işçiliğiyle hafızalara kazınıyor. Elbise, moda tarihinin gelmiş geçmiş en iyi tasarımlarından biri olarak anılmanın yanı sıra Mondrian'ın sanatının önemini de vurguluyor. Sanat eserlerinin bire bir modaya aktarılması iki disiplin arasındaki ilişkiye yepyeni boyut kazandırarak günümüze uzanan yolu açıyor.

REI KAWAKUBO – MERCE CUNNINGHAM

Kawakubo ve Koreograf Merce Cunningham farklı sanat disiplinlerini bir araya getirme ve bilinmeyenin sınırlarını zorlama şeklinde tarif edebileceğimiz benzer sanat algısına sahipti. 1997'de Kawakubo, 'Body Meets Dress, Dress Meets Body' koleksiyonuyla modaya tepkisini göstermişti ve bunu "Moda çok sıkıcıydı ve ben oldukça öfkeliydim. Güçlü bir şey yapmak istedim" cümleleriyle açıklıyordu. Cunnigham ise dansçıların vücutlarının alabileceği şekillerin sınırları zorlamak konusunda iddialıydı. Bu iki sınır tanımayan vizyon, 1997 yılında 'Scenario' gösterisi için bir araya geldi. Dans hakkında bilgisi olmadığı için teklife olumsuz bakan Kawakubo, 'Body Meets Dress, Dress Meets Body' koleksiyonun hazırlığı esnasında teklifi kabul etti. Kawakubo, kostüm ve sahne tasarımı konusunda tamamen özgürdü. Ortaya çıkan tasarımlar, dansçıları rahat ettirmekten ziyade onların hareketlerini kısıtlıyor ve dengelerini bozuyordu. Dansçılardan biri bunu 'sıcak ve heybetli bir parka içinde dans etmek' şeklinde açıklıyor, bir diğeriyse kostüm nedeniyle hareketlerini değiştirmek zorunda kaldığını belirtiyordu. Bu işbirliğinin özünde de tam olarak bu yaratıcı düşünce yatıyordu.

1983'te Yves Saint Laurent'in ardından bu yıl, Met'in temasını şekillendiren ilk yaşayan tasarımcı ve Comme des Garçons markasının kurucusu Rei Kawakubo, moda sahnesinde boy göstermeye başladığı andan itibaren yaratıcı işlere imza atıyor.

LOUIS VUITTON – TAKASHI MURAKAMI

Şimdi rotamızı 2003 yılına çeviriyoruz ve Louis Vuitton logosunu beyaz ve siyah zemin üzerinde canlı renk paletiyle buluşturan Japon Neo-Pop artisti Murakami işbirliğini ele alıyoruz. Marc Jacobs ve Murakami önderliğinde yaklaşık 13 yıl süren bu birliktelik, kreatif direktör koltuğuna Nicholas Chesquière'in geçmesiyle son buldu. O zamana dek bu birliktelikten Monogramouflage, Cherry Blossom ve Character Bag gibi koleksiyonlar doğdu. Tasarımlar Jessica Simpson ve Paris Hilton gibi dönemin en gözde yıldızlarının favori parçaları arasındaydı.

MARC JACOBS – JUERGEN TELLER

Moda fotoğrafçılığının en provokatif isimlerinden Juergen Teller ve Marc Jacobs dostluğu bundan yaklaşık 20 yıl önceye dayanıyor. Birlikte çalışma fırsatı buldukları ilk iş, Sonic Youth grubunun vokali Kim Gordon'ın Marc Jacobs elbisesiyle sahnenin tozunu attırdığı bir Londra konseri oluyor. İkili, o günden beri sık sık Marc Jacobs kadın, erkek, aksesuar ve parfüm koleksiyonlarının reklam çekimlerinde birlikte çalışma fırsatı buluyor. Teller'ın kendine özgü bakış açısı ve çekimlerde kullanmaktan hoşlandığı alışılmışın dışındaki model ve ünlüler, markanın vurgulamak istediği gençlik, enerji, grunge ve orijinallik kavramlarını öne çıkarmayı başarıp markayı adeta yeniden yaratıyor. Bugüne dek Marc Jacobs için Teller'ın objektifinin karşısına geçen isimler arasında Sofia Coppola, Charlotte Rampling, Meg White, Cindy Sherman, Winona Ryder ve Victoria Beckham gibi ünlüler bulunuyor.

CHRISTIAN LOUBOUTIN – DAVID LYNCH

Martin Scorsese ile Chanel, Wes Anderson ile Prada ve belki de tasarımcı-yönetmen işbirliklerinin en kışkırtıcısı David Lynch ile Christian Louboutin… Kendi alanlarında tabuları yıkmalarıyla, gizli kalmış arzuları gün yüzüne çıkarmalarıyla ve insan doğasının sınırlarını zorlamalarıyla tanınan bu iki isim, 2007 yılında bir araya gelerek 'Fetish' koleksiyonuna imza atıyor. Pek çoğu için seksi kırmızı tabanıyla başlı başına fetiş unsuru olma özelliği taşıyan Louboutin ayakkabıları, giyilebilirlikten öte sergilenmek üzere üretilen heykelimsi sanat eserlerine dönüşüyor. En yüksek topuk boyunun 26 cm'e kadar ulaştığı koleksiyonun görselleri Film Noir'ın babası David Lynch'e yakışır şekilde sinematik ve karanlık duygular içeriyor. Bu işbirliği, 2014 yılında Christian Louboutin kozmetik ürünlerinden kırmızı ojeye çektiği avant-garde reklam filmiyle devam ediyor.

RODARTE – DARREN ARONOFSKY

2005 yılında Kate ve Laure Mulleavy kardeşler tarafından kurulan Rodarte, 2010 yılında Darren Aranofsky'nin Siyah Kuğu (Black Swan) filminde Natalie Portman ve Mila Kunis'in kostümlerini tasarladı. Filmde yer alan bu tasarımlar daha sonra Los Angeles'ın sanat noktalarından MOCA'da sergilendi.

CHRISTIAN DIOR – ANSELM REYLE

2012 İlkbahar/Yaz sezonunda Alman Ressam Anselm Reyle ile bir araya gelen Dior çanta, ayakkabı, cüzdan, fular, beş renkten oluşan oje grubu ve far paletiyle tüketicilerin karşısına çıktı. Tasarımlar Kasım ayında ArtBasel'da sergilendi. Klasik Dior tarzını, kamuflaj ve neon renklerle birleştiren Reyle, markaya adeta yepyeni soluk getirdi.

ALEXANDER MCQUEEN – DAMIEN HIRST

Alexander McQueen'in unutulmazları arasında yer alan kurukafalı fularların 10. yılı şerefine İngiliz sanatçı Damien Hirst'ün kendi yorumunu katarak ürettiği 30 yeni fular, 2013 yılında karşımıza çıkıyor. Hirst, bu tasarımlarda kendi entomoloji resimlerinden ilham alıyor ve kaşmir ve şifon ağırlıklı fularlarda kelebek, böcek ve örümcek desenlerini kaleydoskopik ve geometrik şekillerde ön plana çıkarıyor.

PEKİ, KİM KAZANIYOR?

Moda ve sanat ilişkisi kimilerine göre kabak tadı vermeye başlasa da hiçbir zaman tarihin tozlu raflarına kaldırılmıyor. Tasarımcılar, her sezon gerek ilham almak gerekse moda haftalarında markasını monotonluktan kurtarmak adını sanatçılarla işbirliği yapıyor. Çoğu zaman hedeflerine ulaşan tasarımcılar, bu süreçte sanatçıların da kabuklarından çıkıp geniş kitlelere ulaşmasına yardımcı oluyor. Ancak günümüzde zaman zaman 'işbirliği' kelimesi hızlı modanın satışlarını daha da artırmak amacıyla tüketiciye sunduğu sanatsal anlamda herhangi bir değer içermeyen girişimlerle sınırlı kalabiliyor. 'Moda sanat mıdır, tasarımcılar ilhamını sanattan almalı mı, moda bu süreçte maddi kaygılarla sanatı sömürüyor mu' soruları tavuk ve yumurta arasındaki o cevabı bir türlü verilemeyen bilmeceye dönerken ilerleyen günlerde haberlerini duyacağımız birlikteliklerin en az bu örnekler kadar yaratıcı olmasını umuyoruz.

YORUM YAP

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan COSMOPOLİTAN veya cosmopolitanturkiye.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

BİZE ULAŞIN