Organik Gıda Meselesi

Güvenilir ve kaliteli ürün tüketerek daha sağlıklı bir yaşam sürmek istiyor; bu uğurda “organik” olduğu söylenen ürünlere para harcamaktan çekinmiyoruz. Peki, ürünler gerçekten organik mi? Eğer değilse haklarımız neler? BGN Hukuk Bürosu’ndan Avukat Begüm Giray, Türkiye’deki organik tarım gerçeğini masaya yatırdı.

Ne yazık ki eve getirdiğimiz katkısız ekmeğin içinden ip çıktığını, köy yumurtalarının aslında bayat olduğunu görünce; sağlığımızın ve cebimizin tehdit edildiği gerçeğiyle karşı karşıya kalıyoruz. Bilinçli tüketiciler olarak söz konusu mağduriyeti önlemek adına haklarımız nedir, Türkiye'de organik tarım esasları nasıl düzenlenmiştir, gelin mercek altına alalım.

Avukat Begüm Giray

Organik tarıma dair Türkiye'deki yasal mevzuat nedir?
İlgili mevzuatlar uyarınca; organik tarım faaliyetlerinin her türlü kontrol ve sertifikalandırma işlemleri Tarım ve Köy işleri Bakanlığı veya Bakanlıkça yetkilendirilen kuruluşlar tarafından yapılacaktır. İlgili şekilde sertifikalandırılmamış ürünler "organik ürün veya organik girdi (tohum, ilaç, gübre, yem vb.) '' adı altında satılamaz; satıldığı takdirde ise tüketici yanıltılmış ve haksız kazanç sağlanmış olur. Bu kuralı ihlal edenlere yüksek meblağda idari para cezası verilmesi ile birlikte yetki ve çalışma izinlerinin iptal edilmesi gibi yaptırımlar öngörülmektedir.

Etiketlere aldanmayalım.
Etiketine bakıp tamamen katkısız olduğuna inanarak satın aldığımız balın, silme şeker içerdiğine şahit olmuşuzdur. Tam da bu noktada ürünün yapısı, özelliği, kalitesi gibi unsurlar göz önüne alındığında tüketici olarak kandırılmamız söz konusu. İlgili mevzuatlarda "Ürünün sahip olmadığı yetki ve özelliklere atıfta bulunacak biçimde yazı, resim, şekil ve benzerlerini kullanılamayacağı" açıkça belirtilse de bakanlık tarafından yapılacak sıkı denetimler, ihlallerin saptanması açısından oldukça önem taşımaktadır. Ayrıca üretici ve tüketicilerin bilinçlendirilmesi amacıyla radyo ve televizyonlardan eğitici yayınlar yapılması organik ürünlerin üretimini ve bu ürünlere olan talebi arttıracaktır.

Peki, neden bu kadar pahalılar?
Öncelikle belirtmek gerekir ki; organik tarım yoğun emek ister. Yabani ot ilaçları kullanmak yerine bu otları çapalamak, toplamak için işgücüne başvurulur. Organik girdilerin pahalı olmasının yanında; kontrol, sertifikasyon ve analiz bedelleri de maliyeti etkilemektedir. Tüketici talebin az oluşu ve pazarlama alternatifinin darlığı da diğer etmenler olarak karşımıza çıkıyor. Lojistik maliyetlerin artması da tüketici olarak cebimizin yanmasına neden oluyor.

Ürün satın alırken nelere dikkat etmeliyiz?
Bir ürünün organik olup olmadığını koklamak, tatmak gibi fiziksel eylemlerle anlamamız maalesef pek mümkün olmaz. Bu yüzden satın alacağımız malın niteliği hakkında soru sormaktan çekinmemeli, ürünün etiketine ve gerekli sertifikaya sahip olup olmadığına bakmalıyız. Manavdan ürün alıyorsak, sertifikası dışında faturasını da sorabilir; böylelikle daha şeffaf ve bilinçli bir alışverişin tarafı olabiliriz.

Yaşadığımız anları değerli kılan en büyük etken, bunları hatırlama gücüne sahip olmamız. Ancak uzmanlar, hafızamızın sandığımız kadar iyi olmadığını belirtiyor. Hatta daha da kötüsü, pek çoğumuz hatırlama sürecinde farkında bile olmadan yaşanan olaylarda değişiklikler yapıyor ve olmayan detaylar ekliyoruz. Bu süreci küçükken oynadığınız kulaktan kulağa oyunu gibi düşünebilirsiniz. Bilmeyenler için açıklayalım: Oyunda başta oturan kişi yanındakinin kulağına bir cümle söyler. O kişi de kimsenin duymayacağı şekilde bunu diğer tarafında oturanın kulağına söyler. Amaç, başta söylenen cümleyi herhangi bir değişiklik olmadan kişiden kişiye aktarmaktır. Ancak çoğu zaman cümle modifikasyona uğrar, duyulmayan kısımlar yerine yeni kelimeler üretilir veya aktarım sırasında bazı sözler unutulur. Halkanın en sonunda orijinal cümleden neredeyse tamamen farklı sonuca bile ulaşılabilir. Hatıralarınız da bu oyunda yaşandığı gibi farklı nedenlerle değişikliğe uğrayabiliyor. Araştırmalara göre, bu nedenlerin başında inançlarımız, isteklerimiz, başkalarından duyduklarımız veya başkalarının düşünmesini istediklerimiz gibi etkenler yer alıyor.

Dinleyicinin Rolü
Yaşadıklarımızı anlatırken karşımızda bulunan dinleyicinin kim olduğuna bağlı olarak kullandığımız dili değiştiriyoruz. Bazen doğrudan sonuç odaklı söylemlerde bulunurken, bazense amacımız dinleyiciyi güldürmek oluyor. Onun tavır ve politik duruşuna bağlı olarak yaşanan olaya farklı ayrıntılar ekleyebiliyor veya bazı detaylar yaşanmamış gibi davranabiliyoruz. Hatıralarımızı diğer insan gruplarına aktarırken yalnızca vermek istenen mesajı değil, hatıranın kendisini de değiştiriyoruz. Bu durum İngilizcede 'audience-tuning effect' olarak tanımlanıyor.
Konuyla ilgili yapılan bir çalışmada katılımcılar, birkaç gün sonra hafıza testine girmek üzere bir kısa film izlemiş. Gösterimin ardından herkese filmin senaryosu dağıtılmış. Senaryoda filmdekinden farklı ayrıntılar mevcutmuş. Ayrıca katılımcıların yarısı girecekleri ana test öncesinde benzer başka bir hafıza testine sokulmuş ve onlara sorular sorulmuş. Bugüne dek yapılan yüzlerce farklı çalışma, hali hazırda bizlere katılımcıların olayları farklı hatırladığını gösterse de bu araştırmayla başka çarpıcı sonuçlar elde edilmiş. Araştırmada filmi izleyen ve senaryoyu okuduktan sonra ilk hafıza testine giren katılımcıların diğerlerine kıyasla verilen yanlış bilgilerden daha çok etkilendiği ortaya çıkmış. Yani, izledikleri kısa filmi ilk girdikleri test nedeniyle anlatmak durumunda kalan katılımcılar, ikinci testte daha fazla yanlış ayrıntı vermiş.
Psikoloji profesörü Robert Nash, bu durumu anıların tekrar tekrar şekillendirilebilir olması üzerinden açıklıyor ve "Yaşanan bir ana geri dönmek, dondurmayı buzdolabından çıkarıp direkt olarak güneş ışığına maruz bırakmak gibidir. Aradan geçen zaman sonrasında erimiş dondurmayı dolaba geri koysanız da eski formunu kaybeder" yorumunu yapıyor.
Yapılan bu çalışmalar, hem hatıralarımızın oluşma ve saklanma süreciyle ilgili hem de bu süreçte uğradıkları değişim hakkında bilgi edinmemizi sağlıyor. Bu nedenle uzmanlar hiçbir hatıramıza yüzde yüz oranında güvenemeyeceğimizi belirtiyor. Nash ise, "Hatırlamak hikaye anlatmaktır. Anılarınızsa kendinize anlattığınız son hikayeden ibarettir" diyor.

Yaşadıklarımızı anlatırken karşımızda bulunan dinleyicinin kim olduğuna bağlı olarak kullandığımız dili değiştiriyoruz. Bazen doğrudan sonuç odaklı söylemlerde bulunurken, bazense amacımız dinleyiciyi güldürmek oluyor.

BİZE ULAŞIN