Iggy Azalea ve Muhteşem Dönüşü

Ne düşündüğünüzü biliyor ve kesinlikle önemsemiyor. “Ben artık büyüdüm” diyen Avustralyalı rap şarkıcısı Iggy Azalea, geçtiğimiz Temmuz ayında çıkan yeni albümü In My Defense ile rüzgarlar estirmeye ve ikinci şansını kullanmaya geliyor.

Giriş Tarihi: 19.11.2019 16:59 Güncelleme Tarihi: 19.11.2019 16:59

Röportaj Jen Oritz
Fotoğraf Eric Ray Davidson
Moda Editörü Aya Kanai
Derleyen Elif nazlı Duran


Iggy Azalea, bir işin hakkını vermeden peşini bırakmayan kadınlardan. O gün onu gördüğümde, ellerine taktığı devasa inşaat eldivenleri, başındaki plastik sarı kask ve şeffaf siperlikle tam da bu savı kanıtlar nitelikte bir havaya sahipti. Büyük bir çekiç, iki beyzbol sopası ve iki büyük levye duvara dayanmış şekilde onu bekliyordu.



Outkast'in Bombs over Baghdad isimli parçasının çalınmasını istedi ve ekledi: "Kesinlikle vurucu bir şarkı". Ardından birkaç cam eşyayı (bardaklar, kavanozlar vs.) teker teker duvara fırlatmaya başladı. Ondan sonra sırada gelen battal boy bir ofis yazıcısıydı. Bir hamleyle yukarı kaldırdı ve yere çarptı. Düz ekran TV'yi parçalaması yazıcıdan biraz daha uzun sürdü ama sonunda onu da elindeki levye darbeleriyle küçük parçalara ayırdı. Siyah cam ekran kelimenin tam anlamıyla tuzla buz olmuştu. Iggy'nin üzerinde kendi deyimiyle "havaalanı üniforması" vardı; Ozzy Ozbourne tişörtünün üzerine geçirdiği batik desenli oversize kapüşonlu eşofman üstü, açık gri tayt ve bembeyaz sneakar'lar. Ve her nasılsa tüm bunlar, toz pembe peruğu, Barbie makyajı, Kardashian takma kirpikleri ve ekstra dolgun dudaklarıyla çarpıcı bir uyum içindeydi. Burası, belki bazılarınızın çoktan tahmin ettiği gibi, son yıllarda popüler olmaya başlayan bir "wrecking club" yani "kırıp-dökme" kulübüydü. Dışarıdan havalı bir New York barı, arkasında tamamen bu iş için kullanılan ve gelenlerin birkaç saatliğine tüm stresini boşaltmalarına yarayan özel bir mekan. Peki, Iggy gerçekten içinde bu kadar öfke mi biriktirmişti? Asla. "Hepsini şuna dikkat çekmek için yaptım, sadece kadın olduğumuz için bazı şeyleri beceremeyeceğimizin düşünülmesinden nefret ediyorum" dedi. Salamlı pizzasından koca bir dilim, içeceğinden koca bir yudum aldı ve sözlerine devam etti: "Üzgünüm ama bunları kırmak benim için çok güçtü demeyeceğim". Yıkılması güç olan şeylerden bahsetmeye başlamışken ben de Iggy'nin ne zaman böylesine yenilemez olduğunu hatırlamaya çalışıyorum. Beş yıl önce dilimizden düşmeyen Fancy isimli şarkısıyla "Grammy Ödülleri"ne aday olmuştu. NBA oyuncusu Nick Young ile takdir toplayan, harika bir ilişkiye başlamıştı, Super Bowl reklamında, Levi's, Forever 21 ve Steve Madden kampanyalarında yer almıştı. Üstelik yılın en fazla izlenen Youtube videolarından biri de ona aitti.



"Bazen savaşmak gerekiyor, dişlerinle tırnaklarınla gerçekten savaşmak!"

Bugünlerde hızlı bir tempoyla oldukça yoğun bir Kuzey Amerika turnesine hazırlanan Iggy'nin, çıkış yaptığı yıllarda, ilk ismini kullanan bir diğer sarışın pop-star olacağı düşünüldü. Fakat birdenbire bu imaj tamamen yıkıldı. Aday olduğu hiçbir Grammy ödülünü alamadı. Reality şovlarını andıran bir skandalla ilişkisi parçalandı (Nick'in başka bir kadınla birlikte olduğunu gösteren video etrafta dolaşıyordu. Ancak daha sonra Iggy, bunu kendi evlerinin güvenlik kameraları sayesinde bizzat yakaladığını açıklayacaktı.) Ardından çıkmaya hazırlandığı turne önce ertelendi sonra tamamen iptal edildi. Hayranlarına, yaratıcılık açısından yeni ve farklı deneyimler yaşamak üzere olduğunu açıklasa da olumsuz söylentilerin önünü bir türlü alamadı. Twitter'da karıştığı kavgalar (Azelia Banks, Q-Tip, Papa John's) kariyerini negatif şekilde etkiliyor, kötü şöhreti katlanarak artıyordu. Sonunda birkaç yeni single ve klip çalışmaları oldu ama hiçbiri eskisi gibi değildi.

Oysa şimdi işler tekrar değişmişe benziyor. Iggy geri geldi. Şarkısı In My Defense her yerde kuvvetli rüzgarlar estiriyor. Üstelik bu kez kendi oyunun kurallarını kendisi yazacağa benziyor. Şaşaalı müzik şirketi etiketlerinden kurtuldu ve bağımsız bir sanatçı olma yolunda ilk adımları attı. "Sanıyorum artık kendi kendimin patronuyum" diyor ve sonra daha yüksek bir sesle bunu tekrarlıyor; "Evet, ben kendi kendimin patronuyum!" Iggy bunu ikinci şansı olarak görüyor, peki ya bu "ilk" ikinci şansı değilse? "Ne yaparsan yap, yaşamda sebat edebildiğin kadarsın" diyor. "Sen ne kadar istekliysen şanslarının sayısı da işte o kadar çoğalır. Bazen savaşmak gerekiyor, dişlerinle tırnaklarınla gerçekten savaşmak. İkinci şans için savaşmayı bırakmayacağım ve sonra onu mahvetmeyeceğim." Aslında, Iggy, Iggy olmadan çok daha önceleri, Avustralya'nın ismini doğru söylemesi neredeyse imkansız olan kasabası Mullumbimby'de yaşayan Amethyst Kelly isimli küçük bir kızken de, böyle inatçı ve tutkuluydu. Sadece 16 yaşındayken uçağa atladı ve tek başına Miami'nin yolunu tutu. Annesine, yakın kız arkadaşıyla tatile gittiğini söylemişti; oysa ne öyle bir arkadaşı vardı ne de dönüş bileti. Var olan tek şey rap yıldızı olmaya dair hayaliydi. Myspace Music şirketinin kapılarını yetkililerini bezdirene kadar aşındırdı ve sonunda onları anlaşma imzalamaya ikna etti. Üstelik Beyoncé'nin turnesine açılış sanatçısı olarak katılacaktı. Bugün, ayna karşısında üç kez "Iggy Azalea" derseniz, tepenizde kültürel uyumun ve orijinalliğin tanımı üzerine birkaç felsefi cümle içeren bir konuşma balonu belireceğini iddia edebiliriz. Elbette bunun bir sebebi var. Her şeyden önce Iggy, siyahi kültürden beslenen beyaz bir kadın. Avustralya'nın hiçbir yerinde var olmayan abartılı Güneyli aksanıyla rap şarkıları söylüyor. 2013 yılında yaptığı söyleşide bu mesele ona sorulduğunda, soruyu "eğer bana kızıyorsanız ve siz de bir siyahsanız, buyurun siz daha iyisini yapın" şeklinde yanıtlamıştı. Oysa bundan sadece birkaç ay önce şaka olduğunu iddia ettiği bazı eski ırkçı tweet'lerini ortaya çıkaran hayranlarının öfkesine maruz kaldı, bir şarkısında "kaçak köle" sözleri geçtiği için tepkiyle karşılaştı. Peki tüm bunlar için özür dileyecek miydi? Hayır. Sözlerini tekrar etmesi en kolay o şarkısında "özür dilemeye başladım, lanet olsun" dese de Iggy, farklı bir bakış açısına sahip. Ona göre -söylemesi pek kolay olmasa da- bir kültürü benimsemek tamamen göreceli bir şey. "Aynı ırktan bir kişiye 'bu durum size etkiliyor mu?' diye sorar ve 'evet' yanıtını alırsınız. Bir diğeriyse bu soruyu 'hayır' diye yanıtlar. Durduğunuz yer birebir aynı olsa bile bakış açılarınız tamamen farklı olabilir. Bu durumda, özür dilemenin ve benzer söyleme devam etmenin ne faydası var? Evet, ben yine bu müziği yapmaya ve hep olduğum gibi olmaya devam edeceğim. İşte bu nedenle bundan ötürü üzgün olmamı ve özür dilememi beklemeyin!"

Aslında kimilerinin ondan nefret etmesinin, kimilerininse ona tapmasının sebebi aynı ve Iggy'nin bu durum için yapabileceği fazla bir şey yok. Hayranlarını "açık fikirli" kişiler olarak değerlendiriyor ve bu konudaki düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: "Böyle olmalılar çünkü eğer başkalarının ne düşündüğüne fazla takılırsanız benim gibi birisinin hayranı olmazsınız."

Oysa Iggy de her zaman bu konuda bu kadar rahat değilmiş. Genellikle, bu meseleler açıldığında savunmaya geçtiğini itiraf ediyor: "Evet hiç yaşamadığım şeyler hakkında konuşmak istedim ve bu beyazların ayrıcalıklı olduğundan ve ırkçılık konusundan bihabermişim gibi algılandı. Sanıyorum bazıları benim koca bir balonun içinde, hiçbir şeyin farkında olmadan yaşadığımı sanıyordu." Oysa tam aksine Iggy, Amerika'nın ırkçılıkla olan imtihanının ve bu konudaki eleştirilerin kökeninin nereye dayandığının fazlasıyla bilincinde. Ve kimsenin gerçeğini değiştirmek gibi bir niyeti yok. Yanlış olan tek şey, onun hiçbir şeyi umursamadığını düşünmek. Zamanla kazandığı bu olgun bakış açısında, iki yıl önce, menajerlerinin ısrarıyla katıldığı terapi seanslarının büyük katkısı olduğunu kabul ediyor Iggy. Başta pek sıcak bakmasa da sonunda ikna olmuş; "sanıyorum, kendi hayatımı kendi ellerimle mahvetmeme razı olamadılar." Arizona'daki o terapi merkezine gitmiş ve iki hafta boyunca terapistine her şeyi ama her şeyi anlatmış; çocukluk yıllarını, o yıllarda ona kontrolü kaybediyormuş gibi hissettiren şeyleri ardından yetişkinlikte yaşadığı kontrol sorunlarını ve eleştiriye kapalı oluşunu. Böylece, kendi kendisini nasıl da sabote ettiğini çok net bir şekilde görmüş: "Zihinsel olarak da bir ara vermeye gerçekten de fazlasıyla ihtiyacım varmış…" Şimdi geriye dönüp baktığında, şöhretin ilk yılları ona sonsuza dek sürmüş gibi geliyor. "Aslında son derece zor bir süreçti. Hayal etmeye çalışın. Hala ebeveyninizin sigorta poliçesine dahil küçük bir çocukken birkaç ay içinde inanılmaz şekilde ünlü oluyorsunuz. Evet, bir açıdan muhteşem ama bir açıdan da o kadar korkunç. Ve sonra, ışık hızında eleştiri oklarının hedefi oluyor, manşetlere taşınıyorsunuz (Rap'çi Snoop Dogg'un Iggy'ye küfür etmesi). Bir anda aleyhinize davalar açılmaya başlıyor (bir prodüktörün açtığı 1,5 milyon dolarlık bir dava) ve kendi bedeniniz size çevrilmiş bir silaha dönüşüyor (internet hacker'larının bilgisayarına girip çıplak fotoğraflarını alması ve bunları şantaj unsuru olarak kullanması)." Ne yazık ki, bu olumsuzlukların bazıları hâlâ devam ediyor. Kısa süre önce bir dergi için yaptıkları çekimin dosyasından bazı çıplak fotoğraflar çalındı ve internette dolaştı. Iggy ise duygularını Instagram aracılığıyla dile getirmiş ve kendisini son derece utanmış, öfkeli, saldırıya uğramış ve daha bir milyon kötü duyguyla baş başa hissettiğini yazmıştı. Bazılarının -daha önce de seksi fotoğraflar çektiren birisi olduğu için- neden böyle hissettiğini anlamakta zorluk çekeceğini tahmin ettiğini söylüyor Iggy; "Tüm mesele rızayla ilgili. Yayınlanan fotoğrafları önceden görmek ve kabul etmek bambaşka, sizin denetiminiz dışında bir yerlerde dolaştıklarını bilmekse bambaşka hisler." Fakat yine de eskiden bu durumu çok daha farklı şekilde karşılayacağını ve büyük ihtimalle öfkeden deliye döneceğini de eklemeden edemiyor. "Elbette benim de bazı hatalı yönlerim vardı. Eleştirilere büyük tepki veriyor, bazen çalışılması zor birine dönüşüyor ve hissettiğim her şeyi hemen Twitter'da açıklamaktan çekinmiyordum. Çünkü haklılığımı ve duygularımın gerçek olduğunu herkese göstermeyi fena halde istiyordum. Sonunda çok kolay olmasa da tüm bunlarla baş etmeyi öğrendim." Iggy, Los Angeles'tan Atlanta'ya -kariyerinin ilk başladığı yer- erkek arkadaşı Rap'çi Playboi Carti'nin yanına taşınmış. 10 yıl sonrasına baktığında da kendisini hâlâ Atlanta'da, Playboi ile birlikte, evli ya da değil, görmek istediğini, evlenip evlenmemeyi çok umursamadığını ama anne olmayı istediğini dile getiriyor. Geriye bakıp da 20'li yaşlarını düşünmekse onu ürkütüyor. "İçimden bir parça o zamanlar söylediğim ya da yaptığım her şeyi ölçüp biçmek istiyor. Ama sonra da diyorum ki, sadece kendisini yetişkin sanan ve her şeyi bildiğine inanıp kimseden öğüt almak istemeyen küçük bir kızdım." Ve şimdi gerçeği görüyor: Ne kadar çok şey kırarsan, tamir etmesi o kadar zor olur.

"Yaş aldıkça tek öğrendiğim ve bildiğim hiçbir şey bilmediğim oldu" diyor, ayağa kalkıyor ve elindeki boş kadehi duvara fırlatıyor. Kadeh yüksek bir çarpma sesiyle birlikte paramparça oluyor. Iggy'nin ise kılı bile kıpırdamıyor.

BİZE ULAŞIN